İpek Yolu
MÖ 130 yılından başlayarak, 1498 yılında Vasco da Gama Ümit Burnu’nu aşıp Hindistana ulaşınca kadar 2000 yıla yakın İpek Yolu Çin ile Batının temel ticaret rotası olmuş.
Roma İmparatorluğu döneminden başlayarak Avrupalı Soylularının giymekten çok keyif aldıkları İpek bu yol üzerinden geldiği için de adı İpek Yolu olarak anılır olmuş. Çin’den yola çıkan tüccarlar, yüzlerce deveden oluşan kervanlarla Turfan’dan sonra iki ayrı güzergahtan, Gobi çölünü güneyden ve kuzeyden geçerler Semerkant, Buhara, Hive gibi Özbekistan kentlerinde soluklanır mal alır satar, eksiklerini tamamlarlarmış. Sonrasında Hazar denizinin kuzeyinden Kırım limanlarına, güneyinden de Trabzon, Antakya, Alanya ve İstanbul limnalrına ulaşmaya çalışırlarmış.
Yol üstündeki devletler tarafından da yol emniyeti, konaklama olanakları sağlanarak desteklenen bu ticaret yolundan tek yönlü İpek taşımacılığının yanısıra doğudan batıya kürk, kağıt, demir, baharat, porselen, halı, silah, altın, gümüş, ilaç gibi maddeler, batıdan doğuya doğru da süslemeli camlar ve aynalar, müzik ve sanat aletleri, altınlar, değerli taşlar, takılar ve Çin’de büyük ihtiyaç duyulan atlar ve develer götürülmüş.
Ticari mallar ile birlikte kültür, inanç, bilim, felsefe de tüccarlar ve kervanlarla yer değiştiren insanlar tarafından ülkeden ülkeye taşınmış. Toplumları etkileyen değişiklikler olmuş. Ne yazık ki ölümcül hastalıklar da İpek Yolunu takip etmiş. Avrupa nüfusunun yarısının ölümüne yol açan Kara Ölüm olarak da adlandırılan 1346 yılı hıyarcıklı veba salgını Kırımdan kalkan gemilerle Avrupaya ulaşmış. Ölümcül Yersinia bakterisi taşıyan pirelerin kervanlardaki mallar arasında yaşayan farelerle önce yol üstündeki Orta Asya ülkelerinde ölümlere yol açtığı, Kırım’dan kalkan gemilerle de Venedik ve Cenova’ya ulaştığı bilinmekte.
Batı devletlerinin Çin ile tanışmaları İskender’in 328 – 329 yıllarındaki Orta Asya seferinde Fergana Vadisinde Alexandria Eschate şehrini kurmasıyla olmuş. Ölümünden sonra yönetimi ele alan Generalleri, Grek-Baktriya Krallığına (MÖ 250 – 125) dönüştürdükleri şehrin sınırlarını Seres’e (Antik Yunanca da Çin, İpek ülkesi anlamında) kadar genişletmişler.
O yıllarda Baktriya Krallığı ile Çin arasındaki bölge Xiongnu (Hun) göçebe kabileleri tarafından sürekli taciz edilen, akınlarla Çinlilere zarar veren güvensiz bir alandır. MÖ 138 de İmparator Wu, danışmanı, iyi bir diplomat olan Zhang Qian’ı batıda varlığı bilinen Yüezhi halkına elçi olarak gönderir. Beklentisi onlarında düşmanı olan Xiongnu’lara karşı desteklerini almak, işbirliğe gitmektir. Zhang Qian, Xiongyu’lara esir düşmek dahil türlü çeşitli maceralar yaşadığı toplamda 20 yıl süren iki gezi yapar. İlk gezisi sonucunda Yüezhi Halkı tarafından yetiştirilen güçlü atlardan ülkesine getirir. İkinci gezisinde ise Fergana’da yerleşen Baktriya’lı Makedonlardan daha da batıda büyük devletlerin olduğunu öğrenir. Döndüğünde bu batıdaki ülkelerle ticaret yapmanın yararları konusunda İmparatoru ikna eder. MÖ 130’da İpek Yolu tüccarların kullanımına açılır.
Sonraki 2.000 yıl boyunca, Orta Asya ve Anadolu topraklarına hakim olan Partlar, Roma, Moğollar, Selçuklular büyük zenginliklerin aktığı bu yolun savaş zamanlarında dahi güvenle kullanımı için tedbirler alırlar. Kervanların soygun vb nedenlerle oluşan zararlarının devletce tazmin edilmesi, ücretsiz konaklama, yemek, bakım sağlayan Kervansarayların yaptırılması gibi yatırım ve desteklerle yolun canlılığını sağlarlar. Yol üzerindeki şehirler ticaret ve alınan vergilerle zenginleşirler.
İpek Yolu’nun işlevselliğini kaybetmesiyle eski parlak günlerini çok gerlerde bırakmış olan şehirler, o günlerin nostaljisi içinde şehirlerine kervan heykelleri dikmekte, o tarihi ağın bir parçası olduklarını hatırlatmaktadırlar. Aşağıda, Tokat ve Hive’deki benzer kompozisyonadki heykellerin resimlerini paylaşıyorum.



Osmanlıların 1453’te Bizans’ı aldıktan sonra İpek Yolu’nu tümüyle kontrol eder duruma gelmeleri Batılı ülkeleri Çin ve Hindistan’a ulaşacak alternatif yol arayışlarına yöneltir. İspanya ve Portekiz gibi denizci ülkeler finanse ettikleri seferlerle keşifler çağını başlatırlar. Ümit Burnu aşılarak Hindistan’a ulaşan deniz yolları keşfedilince, İpek Yolu ikinci plana düşer, Okyanuslarda seyredecek gemileri bulunmayan Osmanlı’nın da ekonomik çöküşü başlar.
İpek yolunun yeniden canlandırılması ve çok gelişen Çin ekonomisinin batı pazarlarına ulaşması açısından 2000’lerden sonra önemli ve Çin’in sürekli gündeminde olan bir proje haline gelir. 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jing Ping Kazakistan’da «Tek Yol Tek Kuşak» sloganı ile İpek Yolunun canlandırılması çalışmalarını başlattığını ilan eder. Üç hat üzerinden projelendirilen, ekonomik ve siyasi sonuçları büyük olacak Yeni İpek Yolunun orta kuşağının paydaşlarından biri de Türkiye’dir.