Diyarbakır Anıtsal Yapıları
Ulu Cami
Diyarbakır’ın merkezinde yer alan Ulu Cami, Anadolu’nun en eski camisi olup, İslam Alemi tarafından 5. Harem-i Şerif olarak kabul edilmektedir.
Harem-i Şerif, İslam’da kutsal kabul edilen yerler için kullanılan “hürmetli, kutsal, dokunulmaz” anlamındaki bir sıfattır. İslam aleminin beş Harem-i Şerif’i:
Mescid-i Haram – Mekke (Kabe’nin bulunduğu yer)
Mescid-i Nebevi – Medine (Hz. Muhammed’in Kabrinin bulunduğu cami)
Mescid-i Aksa – Kudüs (Müslümanların ilk Kıblesi)
Emeviye Cami – Şam (Emevi Halifeliğinin Sembolü ve Hz. Yahya’nın kabri)
Diyarbakır Ulu Camidir (Anadolu’nun en eski cami)
Ani de 1072 yılında yapılan Ebu’l Menuçehr Cami, Anadolu’da yeni inşa edilen ilk cami olmakla birlikte, Diyarbakır Ulu Cami (639) mevcut bir kilise yapısının dönüştürülmesi ile yapılan ilk camidir.
Hz. Ömer döneminde, İyaz bin Ganm, fethettiği Diyarbakır’daki en büyük kilise olan Mar Toma’yı, camiye çevirmiş ve ibadete açmıştır. Selçuklu Sultanı Melikşah (1091) döneminden başlayarak kilise binasına ilaveler yapılmış ve Şam’ daki Emevî Camine benzer yapıdaki Ulu Cami kompleksi oluşmuştur. Büyük avlunun çevresinde yer alan, Hanefiler Cami, Şafiler Cami, Mesudiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, bu sürecin eserleridir.
Doğudaki giriş kapısının iki yanındaki Leo takım yıldızını temsil eden Aslan ile Taurus Takım yıldızını temsil eden Boğanın mücadelesi rölyeflerinin yazın gelişini sembolize ettiği söylenmektedir.
XII. Yüzyılda Artuklular tarafından inşa edilen Mesudiye Medresesi, Osmanlı döneminin sonun kadar tıp başta olmak çeşitli bilim dallarında eğitim vermiştir. Medresenin avluya bakan duvarında yer alan yılan figürünün tıp eğitimini sembolize ettiği söylenmektedir.
Artuklular tarafından inşa edilen Zinciriye (veya Sincariye) Medresesi de o dönemde pozitif bilimler konusunda tedrisat yapan bir okuldur. Burada Robotik Biliminin kurucusu El Cezire’nin ders verdiği, avluda yer alan Güneş Saatinin onun tarafından tasarlandığı söylenmektedir.
Ulu Cami kompleksi içinde Sünni inanç sistemi içindeki iki ana mezhebin, Hanefilerin ve Şafilerin ayrı ibadethaneleri yer almaktadır.
Sünnilik ana dalında yer alan inananlar, itikatta (inanç esasları) Matüridiye (Hanefiler) ve Eş’ariye’ye (Diğerleri); amelde (uygulama esasları) ise dört ayrı mezhebe, Hanefi, Hamberi, Şafii ve Maliki mezheplerine bağlıdırlar. Bunlardan Hanefiler, aklın ve kıyasın kullanımını ön planda tutarlar. Diğer mezhepler hadisler, nasslar, sehabe görüşlerini ön planda tutan nakile önem veririler.
Cemil Paşa Konağı
23 yıl Yemen Valisi ve sonrasında Siirt Mutasarrıfı olarak görev yapan Ahmet Cemil Paşa (1837 – 1902) 1870 yılında Diyarbakır’a döndüğünde 7 adet eski Diyarbakır evini birleştirerek ailesinin ihtiyaçlarına uygun bugünkü konağı yaptırmıştır. 2000 metrekare alana yayılan konağın harem ve selamlık bölümlerinde toplam 42 oda ve geniş bir iç avlu bulunmaktadır.
1927 yılına kadar konakta yaşayan Cemilpaşa ailesi, Şeyh Sait (1925) ve Ağrı (1927 -30) isyanları sonrası sürgüne gönderilirler. Boş kalan Konak 1936 yılından sonra ilkokul, ipek böcekçiliği merkezi, dokumacılık atölyesi olarak kullanılmış, onarım için yapılan girişimler başarısız olunca, bakımsız kalarak terk edilmiş.
2012 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları ile 2014 yılında Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Geçmiş bir dönemin bütün görkemini taşıyan konak, önemli bir kent hafızası birikimi olarak turistlerin ve yöre halkı tarafından büyük ilgi görmektedir.
Ahmet Cemil Paşanın torunu Şermin Cemilpaşa’nın gelinliği sergilenen eserler arasında çok özel bir yere sahiptir. 1927 yılında ilk sürgün sırasında doğan Şermin Cemilzade çocukluğunu çeşitli şehirlerde geçirdikten sonra 1947 yılında, İran Mahrabad Cumhuriyetinin (1946 – 47) yıkılması sonrası Şam’a yerleşen Amcasının oğlu Vecdin Cemilpaşa’ya aşık olup evlenmiş.
Şermin Cemilzade’nin giysi tasarımı ve dikişi konusundaki üstün becerilerini örnekleyen, kendi tasarımı gelinliği Müzede sergilenmektedir. Gelinliğin kumaşı altın ve gümüş ipliklerle dokunmuştur. Aynı yıl evlenen Kraliçe II Elizabeth’in gelinlik için bu kumaştan almak istediği, halk arasında para toplanmasına rağmen harp döneminin kıtlığı nedeniyle parasının yetmediği, Suriye Başbakanı Şükrü Kuvvetli’nin kendisine bir top hediye ettiği Cemilpaşa ailesinin zenginliğinin ölçüsünü belirlemek için efsane olarak anlatılmaktadır.
İlk Kürt Moda Tasarımcısı olarak da bilinen Şermin Cemilzade’nin moda konusunda çok gelişmiş zevklere sahip olduğu müzede yer alan defterindeki 87 adet el işi ve 45 kadın giysisi tasarımlarından anlaşılmaktadır. Avrupa’ya giden yakınlarına güncel dergileri ısmarladığı, dünya modasını yakından takip ettiği ve gelişmiş terzilik becerileri ile de konaktaki kadınların tüm elbiselerini diktiği bilinmektedir.
Şeyh Mutahhar Camii ve Dört Ayaklı Minare
Şeyh Mutahhar’ın kabrinin olduğu arsa üzerine XVI. Asırda Akkoyunlu hükümdarı Kasım Bey tarafından inşa ettirilen cami, kare planlı ve tek kubbelidir.
Yaşamı konusunda bilgi olmayan Şeyh Mutahhar’ın kabri de kayıptır. Diyarbakırlı araştırmacı Ali Abakay, kabrin minarenin hemen yanı başında, duvarların bitiştiği noktada olduğunu eski fotoğrafları refere ederek söylemektedir. Günümüzde, halk dilinde hatalı olarak Mattar şeklinde telaffuz edilen Mutahhar Arapça da temiz, kirlenmemiş anlamına gelmektedir.
Sonradan ilave edildiği düşünülen (Çan kulesi olduğunu ileri sürenler vardır) dört ayaklı minaresi Caminin kendisinden daha ünlüdür. Dört ayak üzerine dört köşeli olarak inşa edilmiş olan minare Anadolu’da bu biçimde yapılmış tek minaredir. Zaman içinde minare üzerinde yer aldığı bilinen kitabeler sökülmüş ve yerine tuğla ile dolgu yapılmıştır.
1915 Tehciri öncesi camini Surp Giragos Kilisesi yönünde yer alan yerleşim Ermenilerin oturduğu ve bu nedenle Gavur Mahallesi olarak adlandırılan bölgeydi. Bu mahallede doğup büyüyen Mıgırdıç Margosyan “Gavur Mahallesi” ve Silva Özyerli “Yemekli Diyarbakır Tarihi” kitaplarında bu mahallede yaşanan günlük hayatı anlatmaktadırlar.
28 Kasım 2015’de Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Sur içindeki olaylar sırasında hasar gören cami önünde konuşma yaparken öldürülmesi Diyarbakır tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Hemen ardından başlatılan Hendek Savaşları, Mart 2016 tarihine kadar 4 ay sürmüş, Sur bölgesinin tümüyle yıkılmasına, binlerce kişinin evlerini terk ederek göç etmesine yol açmıştır. Bölge günümüzde tümüyle yeniden tek tip iki katlı evler şeklinde yapılmıştır.
Hasan Paşa Hanı
1572 – 1575 yılları arasında Osmanlı Valisi Vezirzade Hasan Paşa tarafından siyah beyaz bazalt taşları ve sarı kalker taşlarının bir arada kullanılması ile inşa ettirilen Hasan Paşa Hanı, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar deve kervanlarının konakladığı, yoğun ticaretin yapıldığı bir ticaret merkezi olarak kullanılmıştır. 1612 yılında Diyarbakır’a gelen Polonyalı gezgin Simeon, Hanın 500 beygir barındıracak büyüklükte iki ahırı ve rengarenk demir parmaklıklı havuzu olduğundan bahsetmektedir. Günümüzde çeşitli hediyelik eşya dükkanlarının çevrelediği bir avluya sahip olan Han, turistik bir mekan olarak kullanılmaktadır.
Surp Giragos Ermeni Kilisesi
1518 yılında inşa edilen orijinal yapı 1881 yılında çıkan yangın sonucu tümüyle yıkılmıştır. Günümüzdeki kilise Şeyhülislamın “sulh yoluyla fetholunan bir beldede bulunan eski bir kilise yanmış olsa, o beldenin zimmîleri kiliseye nesne ilave etmeksizin eski haline uygun olarak tamir etmeleri dinen uygundur” fetvası üzerine Padişah II. Abdülhamit’in verdiği izin doğrultusunda 1882 yılında yeniden inşa edilmiştir. Ermeni cemaatinin Ortadoğu’daki en büyük kilisesidir.
Polonyalı Simeon’un anlatımıyla “beş mihrabının önünde beş ayrı ayin yapılan, Vardapet, Psikopos, keşişlerden başka yirmi beş papazın görev yaptığı” büyük kilisenin çan kulesi 1913 yılında yıldırım çarpması sonucu yıkılmıştır.
1914 yılında yeniden yapılan çan kulesi, 1916 yılında Dört Ayaklı Minare’den daha yüksek olduğu gerekçesiyle yıktırılmıştır.
Tehcir sonrası cemaati kalmayan kilise, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman Askeri karargâhı, sonraki yıllarda da depo olarak kullanılmış, bir süre sonra da metruk kalmıştır.
Kilise 1960 yılında Ermeni Cemaatine devredilmiş, 2011 yılında restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Yıkılan Çan kulesi de bu süreçte tekrar inşa edilmiş, yıllar içinde kaybolan çan da orijinaline uygun olarak Moskova’da yaptırılarak yerine monte edilmiştir. Günümüzde kilise turistlerin büyük ilgisini çekmekte, düzenli ayin yapılmaktadır. Yılda bir kere yapılan büyük ayine de dünyanın çeşitli yörelerinden Ermeniler katılmaktadır.
Diyarbakır Surları
2015 yılında özgün yapısı ve tarihi önemi nedeniyle Unesco Dünya Mirası Listesine alınan 5.5 Km. uzunluğundaki Diyarbakır Surları 349 yılında Roma İmparatoru II. Konstantin tarafından günümüzdeki şekline getirilmiştir.
Duvar yüksekliği 10-12 metre, genişliği de 3-5 metre arasında değişen surlar 80 civarında burç ile desteklenmiştir. En eski burç olan Keçi Burcu, Roma döneminde, çift başlı Kartal ve Arslan kabartmaları ile süslü Yedi Kardeş Burcu ise 1200 yıllarında Artuklular tarafından yaptırılmıştır.
Diyarbakır Kalesinin dört kapsı bulunmaktadır.
Kuzeye, Harput yönüne açılan Dağ Kapı
Batıya, Halep yönüne açılan Urfa Kapı
Güneye, Mardin yönüne açılan Mardin Kapı
Doğuya, Dicle yönüne açılan Yeni Kapı
Osmanlı döneminde bu kapılar gün batımında kapanır, gün doğduktan sonra açılırmış.
Diyarbakır’ın dış surlarının içinde bugün Arkeoloji müzesinin bulunduğu alanda, içinde Artuklu sarayı ve yöneticilerin konaklarının yer aldığı iç kaleden ise günümüze çok az yapı gelebilmiştir.
Hevsel Bahçeleri
Dicle Nehri’nin kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alan 800 hektarlık bir tarım alanı olan Hevsel bahçeleri 2015 yılında Diyarbakır surları ile birlikte kültürel peysaj alanı olarak Dünya Mirası listesine alınmıştır. 8000 yıllık bir geçmişe sahip olan ve aralıksız tarım yapılan Hevsel Bahçeleri, bölgenin hem zahire deposu hem de dinlenme alanı işlev görüyor.
Tarihi Mardin kapısından şehre bağlanan Hevsel Bahçeleri, İpek Yolu güzergahında yol alan kervanların On Gözlü Köprü’den geçtikten sonra yola devam etmeden önce dinlendikleri bir konaklama alanıymış.
Hevsel Bahçeleri Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki en büyük kuş cenneti. 180 dolayında değişik kuş cinsi yaşayan bölgede, ayrıca su samuru, tilki, sansar, sincap, kirpi gibi hayvanlarda barınmaktadır.
İsminin Arapça’da «alt» anlamına gelen Efsal/Efsel kelimesinin evrilmesinden geldiği söylenmektedir. Geçmişte Hoser Bahçeleri olarak adlandırıldığı, sonradan Hoser kelimesinin Evsel’e döndüğü de ileri sürülen görüşlerdendir.
Kürt-İslam araştırmacı yazar İbrahim Sediyani, Eylül 2023 tarihinde verdiği röportajda, Hevsel Bahçelerinin Tevrat’ta anlatılan, Âdem ve Havva’nın yaratılış sonrası bırakıldığı Aden Bahçeleri olduğunu ileri sürerek tartışmalara yeni bir boyut getirmiştir.
“Aden” isminin eskiden Diyarbakır için kullanıldığını belirten Sediyani, “Eski Diyarbakır terminolojisinde Hevsel Bahçeleri’ne «Deniz Kenarındaki Bahçeler» anlamında ‘Aden Bahçeleri’ denilirdi. ‘Hevsel’ sonradan takılan bir isim olup ‘atık suların akıtıldığı yer’ (bizim ‘haram su’ diye tabir ettiğimiz) anlamına gelmektedir” yorumunu paylaşmıştır.
Yazılı kaynaklarda ilk olarak M. Ö. 9. yy’a ait Aramice kaynaklarda bahsedilen Hevsel Bahçelerinin 7000 – 8000 yaşlarında olduğunun tahmin edildiğini aktaran Sediyani, “Buda, Tevrat’taki kronolojik takvimdeki tanımıyla Âdem ve Havva ile tam yaşıt olduğunu gösteriyor” diyerek tezine kanıt göstermiştir.