Baksı Müzesi
13 Haziran 2019
Bayburt’a 35 km. mesafede, doğanın tam ortasında, Çoruh Vadisine hakim bir tepede kurulu Baksı Müzesi, adını Hüsametin Koçan’ın doğduğu ve büyüdüğü, Baksı (Yeni ismiyle Bayraktar) köyünden almakta.
Müze, Baksı Köyü çocuklarının gurbetten dönen babalarının yolunu gözlemek için çıktıkları tepede kurulmuş. Bu hakim noktadan köye giden toprak yolun bir köprü ile Çoruh’u geçerek Bayburt’tan gelen ana yoldan ayrıldığı kavşak noktası görülmekte. Hüsamettin Koçan ve kardeşleri bazen eve dönüşü birkaç yılı bulan Babalarının yolunu bu tepeden gözlerlermiş. Buradan Babasının dönüşünü görmek, bir saat sonra da sarılarak sıcaklığının hissetmek hiç unutamadığı anılar arasına yerleşmiş.
Baksı, Kırgız Türkçesinde “şaman” anlamına gelmekte. Günümüze kadar sürdürülen uygulamalara, inançlara bakıldığında köyün Şaman gelenekleri üzerine kurulu bir geçmişi olduğu açıklıkla görülüyor. Örneğin Ay Yokuş bölgesinde bulunan ahlat adak ağacı “Huykesen” günümüzde de halk tarafından yoğun olarak ziyaret edilmekte, üzerine çaput bağlanılarak dilekte bulunulmakta.
Baksı’da bir müze yapma fikri uzun yıllar Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın bireysel düşü olarak sürdükten sonra, 2000 yılında filizleniyor. Dağ başında bir müze kurmanın maddi ve manevi yükünün, hele bir de devlet desteği olmaksızın, üstesinden gelmenin hiç de kolay olmadığını bilen Hüsamettin Koçan çocukluğunda dinlediği masallardan güç alıyor ve masallardaki kahramanlar gibi yılmadan düşünün peşinde koşmaya başlıyor. 2005 yılında kurduğu Baksı Kültür Sanat Vakfı, başta sanatçılar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal projeye dönüşüyor. Türkiye’nin önde gelen 123 Sanatçısı eserlerini Vakfa bağışlayarak, Hüsamettin Koçan’ın kendi özvarlıklarıyla başlattığı girişimin tamamlanması için gerekli finansmanı sağlıyorlar.

Müzenin ana binası, 2010 yılında zorlu bir serüvenin sonunda, devletten hiçbir maddi yardım almadan tamamlanıyor. Müze ilk kez 2010 yılı Haziran ayında İstanbul Modern’de tanıtılıyor, açılışı ise aynı yılın Temmuz ayında gerçekleşiyor. 2012 yılında da Depo Müze salonu açılarak Müze tamamlanıyor.

Günümüzde Baksı Müzesi, çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarını aynı çatı altında yan yana, iç içe sunan sergi salonları, depo müzesi, sanatçıların ve öğrencilerin çalışma yaptıkları atölyeleri, modern konferans salonu, çok değerli eserlerin yer aldığı kütüphanesi ve geleneksel Bayburt mimarisinde inşa edilmiş ve dekore edilmiş taş konukevleri ile 40 dönümlük bir araziye yayılan büyük bir yerleşke.

Açılışından sonra yapılan çalışmlarla bu çok farklı konsept yurtdışında da farkındalık yaratıyor. 22 Ülkeden 37 müze arasından yapılan seçimle, 2014’de “Kültürel mirası Avrupa ortak değerlerinin göstergesi olarak yüceltme yönünde yaptığı katkılar nedeniyle (For its contribution for promoting cultural heritage as a vector of the common European values) Avrupa Konseyi Parlamenerler Meclisi Kültür Komitesi tarafından yılın müzesi olarak seçiliyor.
Ödül Mart 2014’de Fransa’nın Strasbourg şehrinde yapılan törenle Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’a tevdi ediliyor. Mayıs 2014’te ise Estonya’da Dünya Müzeler Forumu toplantısında ise ikinci bir törenle, yarışmanın sembolü olan Joan Miro’nun bronz heykelciği 1 yıl boyunca Bayburt’ta sergilenmek üzere kendisine teslim ediliyor.
( Not: Basında bu ödül EMF (Avrupa Müze Forumu) tarafından verilen, 1977 yılında Kenneth Hudson tarafından başlatılan EMYA (European Museum of the Year) ödülü ile karıştırılmaktadır. 1997 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin kazandığı, 2014 yılında ise Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’ndan sağladığı fonla Orhan Pamuk’un açtığı Masumiyet Müzesi’nin aldığı EMYA ödülü, Avrupa Konseyi Ödülünden farklı bir konseptte verilmektedir. )
Prof. Hüsamettin Koçan


Baksı Müzesinin yaratıcısı Prof. Hüsamettin Koçan, kelimenin tam anlamıyla yörenin insanı. Müze’nin 1 km. ötesinde yer alan Bayraktar Köyünde doğmuş, Türkmen Kültürünü özümseyerek büyümüş, dinlediği masallardan çok etkilenmiş ve doğallığını ise hiç kaybetmemiş. Sıcak, samimi, sohbeti ile insanı bir anda sarıveren muhteşem bir insan.
1970 yılında Güzel Sanatlar Yüksekokulundan mezun olduktan sonra Avusturya Hükümetinden kazandığı bir bursla öğrenimine Salzburg’da devam etmiş. Dönüşünde Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisinde öğretim kariyerine başlayarak, 1986’da Doçent, 1993’de Profesör olmuş. 1997’den itibaren 8 yıl Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin Dekanlığını yapmış, ardından Okan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisine Dekan olmuş.
2018 Yılında Aslıhan Lodi kendisi ile yaptığı nehir söyleşiyi “Bir Dağda Mucize Yaratan Ressam: Hüsamettin Koçan” adlı kitabında toplamış. Kitap, onu ve değerlerini anlamak için çok önemli bir klavuz. Hüsamettin Koçan’ın, Türkiye’nin tüm önde gelen sanatçılarını karşılık beklemeden eserlerini bağışlayacak kadar düşlerine ortak etmeyi başarmasının, insanı hemen yanına çeken sıcaklığının, kaynağını anlamak için çok önemli ipuçları veriyor.
Örneğin “Okulda, sanat eğitimimde çok şey öğrendim ama asıl öğretmenim ait olduğum coğrafyadır, tabiatla olan ilişkimdir. Orada değişimi gördüm, büyümeyi gördüm, çiçek açmayı, tohum vermeyi gördüm. O sizde bir zaman ve gelecek kavramı oluşturuyor. Her şeyin aynı kalmayacağına dair bir bakış açınız oluyor. Yaşamdaki sürekliliği fark ediyorsun” diyerek Baksı Müzesinin de altında yatan doğadan, kırsaldan kopmadan merkeze doğru kültürü taşıma felsefesini açıklıyor.
Her konuşmasında önemini vurguladığı çocukluğunda dinlediği masallar ise karakterini şekillendiren, başardığı olağanüstü işlerin ardında yer alan itici güç.
“Aslında benim bu projeye girişmemin nedeni küçükken fazla masal dinlemiş olmamdan geliyor. Bana masal anlatma diyerek, masalı hayatımızdan kovdukları gün çok kötü bir gündü. İnsanlığın tarihi, insanın, nerede olursa olsun kendi değerleri için büyük kafa tutmalarının tarihidir. İnsan olmak bir yiğitlik deneyimidir. Ve masallar herkese “siz Kaf Dağının arkasına gidip sevdiğiniz için elmanın yarısını getirebilirsiniz “ der. Masalı dinleyen tüm çocuklar aslında kendisini o masaldaki olumsuz öğelerin değil kahramanların yerine koyar. Ve ben belki bu kadar çok masal dinlemiş olmanın bir sonucu olarak kendimi, bu kahramanlardan birisi yerine koyarak bu zor işe kalkıştım”. Diyerek masalların çocukların karakterlerini şekillendirme de ne denli önemli rol oynadığına işaret ediyor. Masal dinlemeden büyüyen çocukların nelerden mahrum kaldığını anlatıyor.