Ukrayna Gezisi
27.12.2019 – 02.01.2020
Istyatur – Tursab 9295
Yeni Yılı Karşılamak için Ukrayna’ya Gidiyoruz
Gezi Kolu Gezginleri olarak yeni yılı hep birlikte yeni bir ülkede karşılama geleneğimizi, 2020 yılbaşında Ukrayna’ya giderek sürdürdük. Altı gün boyunca Ukrayna’nın iki çok güzel şehrini, Lviv ve Kiev’i gezdik. Ülkeyi bir çok yönü ile tanıdık. (Her yönü ile diyemiyorum, ailecek gittiğimiz için kamu oyunda bilinen ve çok revaçta olan yönünü yaşayamadık).
Ukrayna’ya yerleşmiş bir Azeri Türkü olan Rehberimiz İsmail Bey bize görevinin çok ötesinde, dostluk ve misafirperverlik boyutunda ilgi gösterdi. Bazı günler onsekiz saate varan zaman ayırdı, bir bölümü angarya düzeyine uzanan isteklerimizi hiç gocunmadan yerine getirdi. Sayesinde uzun yıllar hatırlayacağımız güzellikte bir gezi yaptık.
Ukrayna, kamu oyunda oluşan imajının çok ötesinde tarihi, sanatı, otantik yemek mekanları, ucuz ve kaliteli votkası, vişne likörü, konforlu otelleri, lezzetli yemekleri ile keyifle gezilecek bir ülke. Pandemi sonrası elit Türk turistler için çok değerli bir destinasyon olacaktır inancındayım. Bizler beklediğimizden fazlasını bulduk.
Netice olarak, bir sevgili dostumuzun geçirdiği talihsiz kazanın yarattığı üzüntü dışında –ki kalıcı bir sorun olmadığını duyarak teselli olduk – her şey, dondurucu soğuğa rağmen son derece güzel ve zevkliydi. Sonbahar aylarında doyumsuz bir güzellikte olacağını düşünüyor ve bir sonraki gezimizi o tarihe denk getirmeyi düşünüyoruz. (Not: bu güzel dileklerimiz, bahar aylarında tekrar gitme planımız, 2023 de geniş çaplı çatışmaya döneüşen Ukrayna – Rusya Savaşı nedeniyle maalesef gerçekleşemedi)
27 Aralık 2019
İstanbul – Lviv
27 Aralık 2019 Cuma günü Pegasus Hava Yolları PC 420 seferi ile Sabiha Gökçen’den 14.15 de hareket edip, 2 saatlik uçuşla Lviv’e ulaşıyoruz. İsmail Bey bizi çıkışta karşılıyor. Azeri lehçesini başta biraz garipsiyoruz ancak samimiyeti ve ilgisi ile bir anda bizleri kazanıyor. 22 kişilik grubumuz 46 kişilik otobüse çok rahat yerleşiyor ve panoramik Lviv turuna başlıyoruz.
Lviv ufak ancak çok güzel korunmuş bir 18. yüzyıl Avrupa şehri. Mimari üslubu, o dönemde parçası olduğu Avusturya ve Polonya stillerinden etkilenmiş. Konaklayacağımız Bank Otel Lviv şehrinin süratle geliştiği 1870’li yıllarda, Avusturya – Macaristan Bankasının şubesi olarak inşa edilmiş. Eski şehrin merkezinde yer alıyor. 2018 de tümüyle yenilenerek bir butik otele dönüştürülerek hizmete açılmış. Odalar geniş ve ferah. Dekorasyon ve renkler çok güzel. Tek sorun pencereler. Eski binanın dış görünümünü bozmamak için pencereler bazı odalarda küçük ve yukarıda kalmış. Ama karşıdan kaleyi gören manzara çok etkileyici.
Saat 19.00 da lobide buluşuyoruz. Akşam yemeği için 5th. Dungeon Restaurant’a gidiyoruz. Burası eski bir mahzen kompleksi içinde kurulmuş tematik bir lokanta. Çok sayıda kemerli odadan oluşan ortamda Ortaçağ atmosferi çok başarılı yaratılmış. Ahşap masalar ve oturma yerleri, toprak kaplar, tahta çatallar, pelerinli garsonlar vb. Hepsi kusursuz biçimde bu atmosferin parçası. Çorbayı kaptan içiyoruz. Sadece çatal var. İçki kapları ise keramik. Yemekler çok lezzetli. Şömine ışığında (ateşinde değil ama yine de ambiyans muhteşem). Herkes çok mutlu oluyor, içkilerimizi yudumlayıp ne iyi etmişiz de Ukrayna’ya gelmişiz diyerek sohbete başlıyoruz.
Lokantanın girişinde sergilenen taht sevgili Guvernörlerimizi geçmiş hükümdarlık günlerine götürüyor, tahta kurulup anılara dalıyorlar. Saffet ve Şelale tahtı alma stratejilerini King Arthur vari bir girişime dayandırıyorlar, ne yazık ki desteklerinde bir Merlin olmayınca girişim akim kalıyor. Nurgül ise her zamanki direkt hedefe yönelik pragmatik bir yaklaşımıyla, «koltuk boş bırakılırsa kapılır» diyerek amacına ulaşıyor.

28 Aralık 2019
Lviv
Cuma günü Lviv’e indiğimizde karşılaştığımız günlük güneşlik hava karşısında, «biz buraya kar görmeye geldik» diyen arkadaşlarımızın isteğini hemen yerine getiriyoruz ve sabah her yeri beyaz bir örtü ile kaplanmış olarak gezimize başlıyoruz. Hava sıcaklığı da eksi 2 ye düşüyor.
Bugün Lviv ve çevresini geziyoruz. İlk durağımız “Shevchenski Hai Kırsal Hayat ve Halk Mimarisi Müzesi“. Çevre köylerden sökülerek getirilmiş ahşap evler ve kiliselerden oluşan çok ilginç bir ortaçağ Ukrayna köyü. Bir çok yapı metal kullanılmadan ahşap malzeme ile yapılmış. Hava çok soğuk ve kar yağışlı. İç mekanları geziyor, dışarıda da kişileri ancak giysilerinden tanımanın mümkün olduğu resimler çektiriyoruz.
Köyü dolaştıktan sonra şehre geri dönüyoruz. İlk durağımız Lviv’in ünlülerinin anıt mezarlarının yer aldığı Lychakiv Mezarlığı. 1786’a kuruluşuna başlanan 46 dönümlük alan dönemin asil kesiminin anıtsal mezarlarına ayrılmış. Sovyet döneminde bir çok mezar tahribata uğramışsa da 1970’de buranın tarihi bir yer olduğunun kabulü ile restorasyon yapılarak günümüze ulaştırılmış. Yoğun kar yağışı ve soğuk bir ortamda mezarlığın ancak küçük bir bölümünü gezebiliyoruz. Ancak gördüğümüz kadarıyla bile etkileyici. Ukrayna milliyetçiliğine bayraktarlık eden Şair ve yazar Ivan Franko’nun mezarı çok ilgi çekiyor.

Lychakiv Mezarlığı gezisinin ardından şehir merkezine dönüyoruz. Lviv merkezindeki sokaklarda şehrin önemli karakterlerinin anısına dikilmiş çok sayıda heykel var. Gaz lambasının mucidi İgnacy Lukasiewicz’in evinin önünde yer alan heykel eşlerimizin ilgi odağı oluyor. Yaşantısı ile Mazoşist teriminin ilham kaynağı olan Leopold von Sacher-Masoch’ın heykeli de ilgi çekiyor. Ancak hemen arkasında yer alan ilginç kulübe – ki giren müşterileri hizmetin bir parçası olarak kırbaçladıkları söyleniyor- ilgimizi çekiyor ama girmiyoruz. Erkek grubu da «Rabbit» Kulübünün kapısından dönüp, «teyemmüm» kabilinden Casanova’nın önünde hatıra resmi çektiriyor.
Vişne Likörü Lviv de çok popüler. Sokakta bir çok yerde seyyar satıcılar ufak tezgahlarda Vişne likörü ve kahve satıyorlar. Sarhoş Vişne ise, vişne taneleri ile kombine edilmiş sıcak vişne likörü satan bir zincir. Kiev’de de rastladık. Dükkanın önünde her zaman uzun kuyruklar var. Vişne likörü sert bir içki, içindeki vişneler de yendiğinde kısa yoldan melekler diyarına ulaşılıyor. Yılbaşı neddeniyle çevrede çok melek var. Grubumuzdan talihli dostlarımız meleklerin iltifatına mazhar oluyorlar, kanatlanıyorlar. kanatlandılar.

Isınmak ve dinlenmek için Lviv’in çok popüler mekanı, Rynok Meydanındaki Kahve Madeni’nde (Lvivska Kopalnia Kavy) mola veriyoruz. Gerçek kahvenin burada kavrulup öğütüldüğü iddasında bulanan Kahve Madeni, çeşitli içecekler ve yiyecekler sunan turistik bir mekan. Lviv’e gelen herkes bir şekilde buraya uğruyor ve yanında likörü ile sunulan «meşhur» Lviv Kahvesini içiyorlar. Tad olarak pek bir özelliği yok ama sunum harika. Biz de deniyoruz.
Ukrayna bir gastronomi cenneti. Çok güzel yemekler, çok ilginç ortamlarda sunuluyor. İlk gün ortaçağ havası içinde yediğimiz yemekten sonra bugün de Centaur Restaurant’ta nefis bir Şinitzel, akşam da Trout, Bread and Wine‘da alabalık yiyoruz. Trout, Bread and Wine çok ilginç bir kuruluş hikayesi olan tarihi bir restaurant. 1826 yılında Lviv Hükümet Binası çöktüğünde orada yaşayan bir borazancı da hayatını kaybetmiş. Ailesi şehrin Yahudi Mahallesine talınıp bu lokantayı açmış. Alabalık odaklı özel yemekler yapıyorlar ve gelen müşterileri borazan çalarak karşılıyorlar. Çok ilgi gören bir turistik mekan. Önceden rezervasyon yaptırmak şart. Biz de borazanla karşılandık ve özel salonumuzda seçtiğimiz pişirme şekline göre hazırlanmış nefis bir alabalık menüsü aldık.
Yemek sonrası Otele dönerken İsmail Bey, Lviv’e gelip opera binası önünde resim çektirmemek olmaz deyince bu görevimizi de kısmen yerine getirdik. Hava o denli soğuk ki, olmaz ise olmasın diyerek grubun yarısı otobüsten inmedi. 1900 yılında Barok stilinde inşaa edilen Opera Binası, Lviv’in Avrupa mirasını yansıtıyor. Işıklandırılması ve süslemeleri gerçekten göz kamaştırıyor.

Lviv Opera Binası Trour, Bread ana Wine
Lvivska Kopalnia Kavy Şehrin Kurucusu Daniel Romanowitch Heykeli
29.Aralık 2019
Lviv – Kiev
XVII. yüzyıldan itibaren Polonya etkisinin hakim olduğu Lviv’de soylu kesimi Avrupa aristokrasisi benzeri bir hayat yaşamışlar. Bu dönemde Lviv çevresinde şatolar yapılmış, toprak sahibi soylular/Derebeyleri buralarda ikamet etmişler.
Biz bugün Lviv çevresindeki kale ve şatoları geziyoruz. İlk durağımız Zolochiv Kalesi. 1634 yılında Jakub Sobeski tarafından yaptırılan, sağlam duvarlarla çevrili kompleksde saray düzeyinde görkemli yapılar bulunuyor. Çevrede 19. yüzyıl savunma konseptine uygun tabya sistemi var. İçerideki binalar ise restore edilmiş ve müze olarak kullanılıyor.
Bir sonraki durağımız yapım tarihi 1390 yılına kadar uzanan Olesko şatosu da benzer yapıda. Her iki şato’da Polonya, Osmanlı, Avusturya arasında sürekli el değiştirmişler. Olesko Şatosu turizme açılmış, aslına uygun restore edilmiş salonlarından birinde öğle yemeğimizi, ortaçağ havasında yiyoruz. Eşlerimiz kraliyet locasının keyfini çıkarıyor.

Akşam saatlerinde Kiev’e gitmek üzere tren istasyonuna ulaşıyoruz. Yeni bir tren istasyonu yapılacağı için eski istasyon hayli ihmal edilmiş. Peronlara çıkışta asansör olmadığı için bavullarla hareket etmek hayli zahmetli oluyor. Gece hava daha da soğuyor, bir de rüzgar eklenince bazı arkadaşlarımız telefon kulübesine sığınıyorlar. «Hızlı» Tren 20 dakika rötarlı geliyor. Tren rahat ve sıcak. Daha önceden ayırttığımız sandviçlerimiz ve içeceğimizi İsmail Bey servis ediyor. Ardından sevgili Halil’in ikramı şaraplarla keyif sürüyoruz. Tren 572 kilometrelik yolu, zaman zaman 130 km. hız yaparak 5 saatte alıyor. Saat 24.00 de Kiev’deyiz. Otobüsümüz ile çıkışta buluşuyoruz. Radisson Blu Oteline yerleşiyoruz.
30 Aralık 2019
Kiev
Bugün Kiev’in «landmark»larını geziyoruz. İlk durağımız, efsanelere göre Kiev’in kurucusu olan üç erkek, (Kyi, Shchek, Khoryv) ve bir kız kardeşin (Lybid) ansına nehir kıyısında yapılan heykel. Yerel lisandaki yazılışı ile Kyiv şehri en büyük erkek kardeş olan Kyi’nin ismini almış. Viking olan bu dört kardeşten en küçükleri Lybid Viking lisanında Kuğu anlamına geliyor.
2280 km. ile Avrupa’nın üçüncü büyük nehri olan Dinyeper, Kiev’e varmadan Desna ırmağı ile birleşerek genişliyor. Polonya’dan doğan nehir Karadeniz’e dökülüyor. Kiev bu nehrin üzerinden tekneleri ile gelen Vikingler tarafından kurulmuş. Vikingler sonrasında da İstanbul’a gelerek Bizans İmparatorunun Varengler olarak bildiğimiz muhafız kıtalarını oluşturmuşlar. Bulunduğumuz noktanın karşı kıyısı Trukhaniv Adası. Desna ile Dinyeperin birleşme noktası olan ada 4,5 Km2 alana sahip. Adada çok sayıda kahve, lokanta ve turistik tesis var. Yaz aylarında Kievlilerin plajı olarak hizmet sunuyor. Takiben şehir merkezine geliyoruz, St. Volodomy tepesi ile Halkların Kardeşliği Anıtı meydanı arasında yapılmış köprüye çıkıyor ve şehri panoramik olarak izliyoruz. Karşıda Doğuş Holding tarafından mühendislik hatası nedeniyle yarıda bırakılan köprü ve yol var. İsmail Bey’in iddiasına göre 30 Milyon USD tazminat ödemişler.
Cam köprünün ilginç bir de hikayesi var. Kiev’in şimdiki valisi çok meşhur bir boksör. Cam köprünün açılışında, kardeşi ile birlikte «test» etmek için üzerinde zıplıyorlar. Köprü iki ağır sıklet adamın aynı anda zıplayacağı düşünülmeden yapıldığı için çatlıyor. Açıldığı gün de kapanıyor. Sonrasında yarı camlı bir şekilde yeniden açılıyor.
Sonra nehir kıyısına iniyoruz ve kısa bir kahve molası veriyoruz. Noel pazarının içinden geçerek yemeğe gidiyoruz. Lokantaya gitmek için indiğimiz nokta Kyiv Üniversitesinin 1843 yılında tamamlanan ana binası. Bina St.Vladimir tarikatının renkleri olan kırmızı ve siyah olarak boyanmış. Rehberimiz bunu Çar II Nicholos’ın, Birinci Dünya Savaşında askere almaya karşı ayaklanan Öğrencilere, cephede dökülen kanı anımsatmak için bu renge boyattığını söylüyor. Öğle yemeğimiz O’panas Restaurant’ta. Yine çok güzel bir yemek yiyoruz. Bu kez şarabın yanı sıra votka da tadıyoruz. Restaurant’ın etiketini taşıyan Votka’nın tadı çok hoşumuza gidiyor ve 10 şişe kadar alıyoruz.

Sonrasında Picherskaya Kilisesini ve hemen yanındaki Mikrominyatür Müzesini geziyoruz. Mykola Syadristy tarafından mikron seviyesinde yapılan eserler «akla ziyan» boyutta ve detayda. Mikroskop altında izlenebiliyorlar. İğne gözüne yapılmış piramit ve kervanlar, saç teli içine oturtulmuş kuşlar, gerçekten inanılmaz.
Son durağımız Savaş Müzesi.II. Dünya Harbinde Kiev Savaşında hayatını kaybedenler anısına dikilen ve dünyanın en büyük kadın heykeli olan 85 metrelik Rodina Mat heykeli’nin hemen yanındaki müzede II. Dünya Harbi ve 2014 Rus sınır savaşından kalan silah ve teçhizat yer alıyor. Kısa bir dinlenme ve kıyafet değiştirme molası ardından Yeni Yıl konseri için Kiev Ulusal Akademik Opera Binasına gidiyoruz.
Son derece renkli ve neşeli bir yeni yıl konseri ve bale gösterisi izliyoruz. Ardından akşam yemeğimiz müzik eşliğinde Shynok Restaurant’ta.

31 Aralık 2019
Kiev
Yılın son gününü şehirde keyfimizce gezmek için ayırıyoruz. Saat 10 da Otelden ayrılarak önce eski şehrin ana kapısı Golden Gate’e gidiyoruz. Ukrayna’ya Hristiyanlığı getiren ve bunu Ayasofya’nın bir benzerini Kiev’de inşa ettirerek belgeleyen Kiev Knezi Kral Vladimir (1011) in heykeli önünde resim çektiriyoruz. Burası şehrin en turistik resim mekanı, sıraya giriliyor. ( Kralın elinde Ayasofya’nın maketi yer almakta.). St.Sophia Katedrali bakım onarım nedeniyle kapalı olduğundan gezemiyoruz. Onun yerine meydan’ın diğer ucundaki St. Michael Katedraline gidiyoruz. Altın kubbeli katedral olarak da bilinen yapı 1100 yıllarında inşa edilmiş. İçindeki süslemeler ise gerçekten hayranlık verici.
Sonrasında Sanatçılar yokuşundan aşağıya nehir kıyısına iniyoruz. Yolda mola verdiğimiz kahvenin önündeki tezgahlardan alış veriş yaparak satıcıları sevindiriyoruz. Yokuşun altında Lviv’den aşina olduğumuz «Sarhoş Vişne» var. Hemen mola veriyoruz. Hem içiyoruz, hem de şişelerce alıyoruz. Kısa bir moladan sonra finikülerle tekrar St. Michael Katedralinin olduğu meydana çıkıyoruz.
St. Michael ile St. Sophia arasında kalan alanda Yılbaşı nedeniyle (Bir ay süren bir kutlama) türlü çeşitli yiyecek ve hediyelik eşya satan kulübeler kuruluyor. Yiyeceklerden bir kısmı bize göre çok ağır. Ama sosisler muhteşem, dayanmak mümkün değil. Sonrasında dinlenmek ve yılbaşı için hazırlanmak üzere otelimize dönüyoruz.

Yılbaşı için seçtiğimiz Pervak Restaurant şehrin en iyi aile eğlence mekanlarından. Canlı müzik ve aktivite düzenleyiciler var. Ortak bir müzik – dans holüne açılan çeşitli büyüklükte odalardan oluşuyor. Yerel motiflerle süslenmiş ambiyansı olan bir mekan. Bize ayrı bir oda ayrılmış. Yiyecekler çok lezzetli ve zengin bir menü var. İçki limitsiz. Girişte Noel Baba kıyafetinde teşrifatçılar içki ikramı ile sıcak bir karşılama yapıyorlar. Bu güzel karşılama, mekanın girişindeki merdivenlerin karanlık olmasının da tesiriyle maalesef bir arkadaşımızın merdivenlerden düşmesine ve ambulans ile hastaneye kaldırılmasına neden oluyor. Aklımız onlarda olduğu için tatsız bir yılbaşı kutlaması yaşıyoruz. Birkaç saatlik endişeli bekleyiş sonrası, gelen haberlerle bir nebzede olsa rahatlıyoruz.
1 Aralık 2020
Kiev – İstanbul
Kaza geçiren dostumuzu sabah uçağı ile İstanbul’a yolcu ediyoruz. İlk gelen haberler, kalıcı bir hasar olmadığı, operasyona gerek kalmaksızın tekrar sağlığına kavuşacağı yönünde.Rahatlıyor, teslli buluyoruz. Programımıza tipik bir Kazak Köyünün yaşamını canlandıran Kozak Mamay’a gidiyoruz. Bağımsızlık sonrası etrafına yapılan büyük binalar otantik havasını bozsa da müze park köyün huzurlu, sakin havasını yansıtıyor.
Kozak, Kossak, gibi isimlerle anılan Ukrayna Kazakları, Ukrayna ve Güney Rusya yerli halklarının karışımı ile 15. yüzyıl dolaylarında Don ve Dinyeper nehirleri civarında ortaya çıkan etnik bir topluluğun adı. Başlangıçta barışçıl köylü toplulukları olan bu halk Kırım Tatarlarının saldırıları karşısında kendilerini korumak için silahlanmışlar ve zaman içinde Anadolu’ya kadar akınlar düzenleyen saldırgan yağmacı topluluklara dönüşmüşler. Ukrayna Kazaklarının, bugünkü Kazakistan’da yaşayan Kazaklarla hiçbir ilgisi yok.
Mamay ise bandura olarak da bilinen kobza çalan Ukrayna folklorik kahramanı. Köyü gezdikten sonra yemek için «köy misafirhanesine» gidiyoruz. Yerel cam ve seramik eşyalarla süslenmiş, ahşap ve kilimlerle yemek salonu ortamı yaratılmış bir mekan. Yerel giysilerde güler yüzlü (Ukrayna da az rastlanan bir özellik) kızlar servis yapıyor. Kazak yemeği yumurtalı köfte ve pilav çok değişik ama lezzetli.

Saat 15.30 da otelimize dönüyoruz. Saat 18.00’e kadar late check out aldığımız için dinleniyoruz. 19.00 da bavullarımızı da alıp akşam yemeği ve ardından havalimanına transfer için otelden ayrılıyoruz. Akşam yemeğimiz, buraya kadar geldikten sonra Kiev Tavuğu yemeden dönülmez diye yer ayırttığımız «Chicken Kiev» lokantasında. Açıkcası menüye koydurduğum deniz mahsulleri mantısı çok daha lezzetli geliyor. Yemek sonrası «Kiev by Night» turumuzu gerçekleştiriyoruz. Ardından Havalimanına gidiyoruz ve İsmail Bey ile çok sıcak bir vedalaşma ile tekrar görüşmek üzere diyerek ayrılıyoruz.
Buraya kadar aksaksız yürüyen programımız, Pegasus’un umursamazlığı nedeniyle aksaklığa uğruyor. Kiev’den rötarlı kalkan uçuşumuz Ankara – İstanbul bağlantısını kaçırıyor, Pegasus olacakları bildiği halde bağlantıyı bir sonraki uçuşa almak yerine 4 saat sonraki uçuşa almasıyla da Ankara’da sıkıntılı bir bekleyiş gerçekleşiyor. Bu da nazar boncuğu olsun deyip katlanıyoruz.

Yorum yapmak ister misiniz?
Değerli fikirlerinizi paylaşmak için lütfen giriş yapın veya üye olun. Onaylanan yorumları herkes görebilir.
Giriş Yap / Üye Ol