Planlanan Geziler
Top

Ukrayna Gezisi

Ukrayna Gezisi

27.12.2019 – 02.01.2020

Istyatur – Tursab 9295


Lviv Opera Binası     Trour, Bread ana Wine 
Lvivska Kopalnia Kavy    Şehrin Kurucusu Daniel Romanowitch Heykeli 

XVII. yüzyıldan itibaren Polonya etkisinin hakim olduğu Lviv’de soylu kesimi Avrupa aristokrasisi benzeri bir hayat yaşamışlar. Bu dönemde Lviv çevresinde şatolar yapılmış, toprak sahibi soylular/Derebeyleri buralarda ikamet etmişler.

Biz bugün Lviv çevresindeki kale ve şatoları geziyoruz. İlk durağımız Zolochiv Kalesi. 1634 yılında Jakub Sobeski tarafından yaptırılan, sağlam duvarlarla çevrili kompleksde saray düzeyinde görkemli yapılar bulunuyor. Çevrede 19. yüzyıl savunma konseptine uygun tabya sistemi var. İçerideki binalar ise restore edilmiş ve müze olarak kullanılıyor.

Bir sonraki durağımız yapım tarihi 1390 yılına kadar uzanan Olesko şatosu da benzer yapıda. Her iki şato’da Polonya, Osmanlı, Avusturya arasında sürekli el değiştirmişler. Olesko Şatosu turizme açılmış, aslına uygun restore edilmiş salonlarından birinde öğle yemeğimizi, ortaçağ havasında yiyoruz. Eşlerimiz kraliyet locasının keyfini çıkarıyor.

Akşam saatlerinde Kiev’e gitmek üzere tren istasyonuna ulaşıyoruz.  Yeni bir tren istasyonu yapılacağı için eski istasyon hayli ihmal edilmiş. Peronlara çıkışta asansör olmadığı için bavullarla hareket etmek hayli zahmetli oluyor. Gece hava daha da soğuyor, bir de rüzgar eklenince bazı arkadaşlarımız telefon kulübesine sığınıyorlar. «Hızlı» Tren 20 dakika rötarlı geliyor. Tren rahat ve sıcak. Daha önceden ayırttığımız sandviçlerimiz ve içeceğimizi İsmail Bey servis ediyor. Ardından sevgili Halil’in ikramı şaraplarla keyif sürüyoruz. Tren 572 kilometrelik yolu, zaman zaman 130 km. hız yaparak 5 saatte alıyor. Saat 24.00 de Kiev’deyiz.  Otobüsümüz ile çıkışta buluşuyoruz. Radisson Blu Oteline yerleşiyoruz.

Bugün Kiev’in «landmark»larını geziyoruz. İlk durağımız, efsanelere göre Kiev’in kurucusu olan üç erkek, (Kyi, Shchek, Khoryv) ve  bir kız kardeşin (Lybid)  ansına nehir kıyısında yapılan heykel. Yerel lisandaki yazılışı ile Kyiv şehri en büyük erkek kardeş olan Kyi’nin ismini almış. Viking olan bu dört kardeşten en küçükleri Lybid Viking lisanında Kuğu anlamına geliyor.

2280 km. ile Avrupa’nın üçüncü büyük nehri olan Dinyeper, Kiev’e varmadan Desna ırmağı ile birleşerek genişliyor. Polonya’dan doğan nehir Karadeniz’e dökülüyor. Kiev bu nehrin üzerinden tekneleri ile gelen Vikingler tarafından kurulmuş. Vikingler sonrasında da İstanbul’a gelerek Bizans İmparatorunun Varengler olarak bildiğimiz muhafız kıtalarını oluşturmuşlar. Bulunduğumuz noktanın karşı kıyısı Trukhaniv Adası. Desna ile Dinyeperin birleşme noktası olan ada 4,5 Km2 alana sahip. Adada çok sayıda kahve, lokanta ve turistik tesis var.  Yaz aylarında Kievlilerin plajı olarak hizmet sunuyor. Takiben şehir merkezine geliyoruz, St. Volodomy tepesi ile Halkların Kardeşliği Anıtı meydanı arasında yapılmış köprüye çıkıyor ve şehri panoramik olarak izliyoruz. Karşıda Doğuş Holding tarafından mühendislik hatası nedeniyle yarıda bırakılan köprü ve yol var. İsmail Bey’in iddiasına göre 30 Milyon USD tazminat ödemişler.

Cam köprünün ilginç bir de hikayesi var. Kiev’in şimdiki valisi çok meşhur bir boksör. Cam köprünün açılışında, kardeşi ile birlikte «test» etmek için üzerinde zıplıyorlar. Köprü iki ağır sıklet adamın aynı anda zıplayacağı düşünülmeden yapıldığı için çatlıyor. Açıldığı gün de kapanıyor. Sonrasında yarı camlı bir şekilde yeniden açılıyor.

Sonra nehir kıyısına iniyoruz ve kısa bir kahve molası veriyoruz. Noel pazarının içinden geçerek yemeğe gidiyoruz. Lokantaya gitmek için indiğimiz nokta Kyiv Üniversitesinin 1843 yılında tamamlanan ana binası. Bina St.Vladimir tarikatının renkleri olan kırmızı ve  siyah olarak boyanmış. Rehberimiz bunu Çar II Nicholos’ın, Birinci Dünya Savaşında askere almaya karşı ayaklanan Öğrencilere, cephede dökülen kanı anımsatmak için bu renge boyattığını söylüyor. Öğle yemeğimiz O’panas Restaurant’ta. Yine çok güzel bir yemek yiyoruz.  Bu kez şarabın yanı sıra votka da tadıyoruz. Restaurant’ın etiketini taşıyan Votka’nın tadı çok hoşumuza gidiyor ve 10 şişe kadar alıyoruz.

Sonrasında Picherskaya Kilisesini ve hemen yanındaki Mikrominyatür Müzesini geziyoruz. Mykola Syadristy tarafından mikron seviyesinde yapılan eserler «akla ziyan» boyutta ve detayda. Mikroskop altında izlenebiliyorlar. İğne gözüne yapılmış piramit ve kervanlar, saç teli içine oturtulmuş kuşlar, gerçekten inanılmaz.

Son durağımız Savaş Müzesi.II. Dünya Harbinde Kiev Savaşında hayatını kaybedenler anısına dikilen ve dünyanın en büyük kadın heykeli olan 85 metrelik Rodina Mat heykeli’nin hemen yanındaki müzede II. Dünya Harbi ve 2014 Rus sınır savaşından kalan silah ve teçhizat yer alıyor. Kısa bir dinlenme ve kıyafet değiştirme molası ardından Yeni Yıl konseri için Kiev Ulusal Akademik Opera Binasına gidiyoruz.

Son derece renkli ve neşeli bir yeni yıl konseri ve bale gösterisi izliyoruz. Ardından akşam yemeğimiz müzik eşliğinde Shynok Restaurant’ta.

Yılın son gününü şehirde keyfimizce gezmek için ayırıyoruz. Saat 10 da Otelden ayrılarak önce eski şehrin ana kapısı Golden Gate’e gidiyoruz. Ukrayna’ya Hristiyanlığı getiren ve bunu Ayasofya’nın bir benzerini Kiev’de inşa ettirerek belgeleyen Kiev Knezi Kral Vladimir (1011) in heykeli önünde resim çektiriyoruz. Burası şehrin en turistik resim mekanı, sıraya giriliyor. ( Kralın elinde Ayasofya’nın maketi yer almakta.). St.Sophia Katedrali bakım onarım nedeniyle kapalı olduğundan gezemiyoruz. Onun yerine meydan’ın diğer ucundaki St. Michael Katedraline gidiyoruz. Altın kubbeli katedral olarak da bilinen yapı 1100 yıllarında inşa edilmiş. İçindeki süslemeler ise gerçekten hayranlık verici.

Sonrasında Sanatçılar yokuşundan aşağıya nehir kıyısına iniyoruz.  Yolda mola verdiğimiz kahvenin önündeki tezgahlardan alış veriş yaparak satıcıları sevindiriyoruz. Yokuşun altında Lviv’den aşina olduğumuz «Sarhoş Vişne» var. Hemen mola veriyoruz. Hem içiyoruz, hem de şişelerce alıyoruz. Kısa bir moladan sonra finikülerle tekrar St. Michael Katedralinin olduğu meydana çıkıyoruz.

St. Michael ile St. Sophia arasında kalan alanda Yılbaşı nedeniyle (Bir ay süren bir kutlama) türlü çeşitli yiyecek ve hediyelik eşya satan kulübeler kuruluyor. Yiyeceklerden bir kısmı bize göre çok ağır.  Ama sosisler muhteşem, dayanmak mümkün değil. Sonrasında dinlenmek ve yılbaşı için hazırlanmak üzere otelimize dönüyoruz.

Yılbaşı için seçtiğimiz Pervak Restaurant şehrin en iyi aile eğlence mekanlarından. Canlı müzik ve aktivite düzenleyiciler var. Ortak bir müzik – dans holüne açılan çeşitli büyüklükte odalardan oluşuyor. Yerel motiflerle süslenmiş ambiyansı olan bir mekan.  Bize ayrı bir oda ayrılmış. Yiyecekler çok lezzetli ve zengin bir menü var. İçki limitsiz. Girişte Noel Baba kıyafetinde teşrifatçılar içki ikramı ile sıcak bir karşılama yapıyorlar. Bu güzel karşılama, mekanın girişindeki merdivenlerin karanlık olmasının da tesiriyle maalesef bir arkadaşımızın merdivenlerden düşmesine ve ambulans ile hastaneye kaldırılmasına neden oluyor. Aklımız onlarda olduğu için tatsız bir yılbaşı kutlaması yaşıyoruz. Birkaç saatlik endişeli bekleyiş sonrası, gelen haberlerle bir nebzede olsa rahatlıyoruz.

Kaza geçiren dostumuzu sabah uçağı ile İstanbul’a yolcu ediyoruz. İlk gelen haberler, kalıcı bir hasar olmadığı, operasyona gerek kalmaksızın tekrar sağlığına kavuşacağı yönünde.Rahatlıyor, teslli buluyoruz. Programımıza tipik bir Kazak Köyünün yaşamını canlandıran Kozak Mamay’a gidiyoruz. Bağımsızlık sonrası etrafına yapılan büyük binalar otantik havasını bozsa da müze park köyün huzurlu, sakin havasını yansıtıyor.

Kozak, Kossak, gibi isimlerle anılan Ukrayna Kazakları, Ukrayna ve Güney Rusya yerli halklarının karışımı ile 15. yüzyıl dolaylarında Don ve Dinyeper nehirleri civarında ortaya çıkan etnik bir topluluğun adı.  Başlangıçta barışçıl köylü toplulukları olan bu halk Kırım Tatarlarının saldırıları karşısında kendilerini korumak için silahlanmışlar ve zaman içinde Anadolu’ya kadar akınlar düzenleyen saldırgan yağmacı topluluklara dönüşmüşler. Ukrayna Kazaklarının, bugünkü Kazakistan’da yaşayan Kazaklarla hiçbir ilgisi yok.

Mamay ise bandura olarak da bilinen kobza çalan Ukrayna folklorik kahramanı. Köyü gezdikten sonra yemek için «köy misafirhanesine» gidiyoruz. Yerel cam ve seramik eşyalarla süslenmiş, ahşap ve kilimlerle yemek salonu ortamı yaratılmış bir mekan. Yerel giysilerde güler yüzlü (Ukrayna da az rastlanan bir özellik) kızlar servis yapıyor. Kazak yemeği yumurtalı köfte ve pilav çok değişik ama lezzetli.

Saat 15.30 da otelimize dönüyoruz. Saat 18.00’e kadar late check out aldığımız için dinleniyoruz. 19.00 da bavullarımızı da alıp akşam yemeği ve ardından havalimanına transfer için otelden ayrılıyoruz. Akşam yemeğimiz, buraya kadar geldikten sonra Kiev Tavuğu yemeden dönülmez diye yer ayırttığımız «Chicken Kiev» lokantasında. Açıkcası menüye koydurduğum deniz mahsulleri mantısı çok daha lezzetli geliyor. Yemek sonrası «Kiev by Night» turumuzu gerçekleştiriyoruz. Ardından Havalimanına gidiyoruz ve İsmail Bey ile çok sıcak bir vedalaşma ile tekrar görüşmek üzere diyerek ayrılıyoruz.

Buraya kadar aksaksız yürüyen programımız, Pegasus’un umursamazlığı nedeniyle aksaklığa uğruyor. Kiev’den rötarlı kalkan uçuşumuz Ankara – İstanbul bağlantısını kaçırıyor, Pegasus olacakları bildiği halde bağlantıyı bir sonraki uçuşa almak yerine 4 saat sonraki uçuşa almasıyla da Ankara’da sıkıntılı bir bekleyiş gerçekleşiyor. Bu da nazar boncuğu olsun deyip katlanıyoruz.

You don't have permission to register