Tuna Boylarında Osmanlı İzleri
Osmanlı’nın Gelibolu’ya çıktıktan sonra 40 yıl içinde ulaştığı Tuna boylarında yaptığı savaşlar, bıraktığı izler hep ilgimi çekmiştir. Yüzyıllar boyunca orduların ilerlemesini sağlayan öncü kuvvet Akıncıların tümüyle yitirildiği Yergöğü (Giurgiu); büyük dedemin görev yaptığı, ayanların padişah değiştirecek kudrete ulaştığı Ruscuk (Russo); Haçlı ordularını yendiğimiz Niğbolu, Varna ve Mohaç; savunma harplerinin destansı örnekleri Silistre ve Plevne; Tuna’nın kilidi Adakale ve Belgrad; türküleri dillerden düşmeyen Estrogon ve nihayet Gazi Giray Hanın ihanetiyle elimizden kaçırdığımız Viyana, 500 yıllık bir süreci kilometre taşları olarak görülmesi gereken yerler listemde yer almaktaydı.
2025 yılı sonlarında Facebook’ta görmek istediğim yerlerin tümünü kapsayan bir gezinin İzmirli bir turizm firması tarafından düzenlendiğini okudum. İleriki yıllarda düzenlemeyi düşündüğüm Tuna Boylarında Osmanlı İzleri gezim için yazmakta olduğum kitap için bilgi toplamak, resim çekmek için bir keşif gezisi yapmak iyi olur diye düşünerek hemen yer ayırttım. Ancak çok iyi tanımadığım bir acente olduğu için de Gezi Kolu Gezginlerinin beklentilerini karşılamama riskine girmedim, grupta duyurmadım, Nurgül ile birlikte kendi başımıza gittik.
Gezi sırasında yaşadığımız bir bölümü tabiat olaylarından kaynaklanan sorunları görünce de çok doğru bir karar verdiğimi anladım. Ben kendi hesabıma herşeye rağmen geziden mutlu döndüm. Osmanlı izlerini sürmek amaçlı bir rotanın nasıl düzenlenmesi gerektiğini yerinde inceleyerek öğrendim, kuraklık riski olmaksızın yola çıkılacak mevsimi belirledim, rehber ve transfer sorunlarını gözlemledim, çok güzel bir gemide 9 gün geçirmenin keyfini yaşadım, ve en önemlisi de çok değerli yeni dostlar kazandım.
Amedeus Amara ve Rotamız

Amedeus Amara, Lüftner Firmasının en yeni gemilerinden biri. Çok iyi dizayn edilmiş. Kabinler geniş ve kullanışlı. Walk-in closet ve çok büyük bir banyo hayatı çok kolaylaştırıyor. Ortak alanlar çok sayıda, lokanta, lobby dışında kapalı yüzme havuzu, kütüphane, dinlenme salonu, açık balkon gibi üç alan daha var. Yemekler lezzetli ve özenli hazırlnamış, porsiyonlar biraz küçük ama günde beş öğün olunca kimse aç kalmıyor. Personel çok titiz ve özverili çalışıyor. Özetle şu ana kadar gördüğüm en iyi nehir cruise gemisiydi, seyahatimizin gemi tarafı kusursuz denilecek düzeyde gerçekleşti.
Ancak Lüftner’in bu gezi için hazırladığı rotayı, uğramak için seçtiği limanları hiç doğru bulmadım. 9 günü çok daha iyi kullanıp, Doğu Tuna boyunca tüm önemli yerleri görmemizi sağlayabilirdi.
Geziyi düzenleyen acente de organizasyon konusunda başarılı değildi, bir de üstüne Tuna’nın sularının azalması sonucu çıkan kriz eklenince tura Türkiye’den katılan müşteriler, beklentilerini bulamadılar ve ilk günden itibaren şikayetçi olmaya başladılar. Kuraklık nedeniyle Tuna’nın sularının azalması, bir yük gemisinin de karaya oturup yolu kapatmasıyla, gezimiz bir çok önemli limanı pass geçti, gün kaybetti, programın çok gerisinde kaldı. 9 günlük gezimizi toplam 3 limana uğrayarak tamamladık.
Değerli Dostlar Kazandık

Benim açımdan, Mohaç, Peç, Bratislava’yı gezememek, Iron Gates ve Golubac Kalesini gündüz gözüyle görememek önemli bir kayıptı. Gemide tanıştığımız, gezgin ruhlu ve çok birikimli değerli dostlar sayesinde karaya ayak basmadan geçen günleri, güzel, eğlenceli, düzeyli sohbetlerle değerlendirme imkanımız oldu. Kendilerini tanımaktan çok mutlu olduk.
Harşova

Bükreş havalimanına THY ile ulaştıktan sonra kısa bir şehir turu yaparak saat 17.00 dolaylarında gemimizin yanaştığı Feteşti’ye ulaştık. Genel olarak geminin, özellikle de kabinlerimizin güzelliği yol boyunca Romen rehberin kulak tırmalayıcı diksiyonuyla anlattığı “Çavuşesku” hayranlığı esaslı ses işkencesini unutturdu.
Yemek sonrası hareket ederek sabah erken saatlerde Harşova’ya ulaştık. Buradan acente’nin düzenlediği özel kıyı turu ile Köstence’ye gidiliyor. Biz şehri gezmeyi tercih edip, tura katılmıyoruz.
Harşova eski bir Roma yerleşkesi. Yakın zamanda TİKA tarafından verilen destekle düzenlenen bir kalesi var. Yüksekce bir tepede yer alan kale Tuna’yı kontrol ediyor. Ardından şehrin içine doğru gidiyoruz. Düşük gelir gruplarının çoğunlukta olduğu bir yerleşim. 1902 de yapılmış bir Cami ve ilginç bir mimarisi olan ortodoks kilisesi var.
Niğbolu

Harşova’dan sonra tekrar Feteşti’ye geri döndük, sabah saatlerinde de Chiciu’ya yanaştık. Feteşti’ye iki kez gidip gelme nedenimizin geminin Köstence ve Tuna Deltasına düzenlediği iki ayrı geziye uygun çıkış noktası yaratmak olduğunu sonradan anladık. Ben Giurgiu’yu görme ve karşısındaki Rusçuk’a gitme konusuna o kadar kitlenmiştim ki, aynı okunuş yapısına sahip Chiciu ile Giurgiu’nun ayrı yerleşimler olduğunu fark etmedim. Giurgiu saat kulesini görmek için çağırdığımız taksinin şöförüne tarzanca gideceğimiz yeri şekiller, el hareketleri ile anlatmaya, adamcağızın da burada öyle bir yer yok, orası çok uzak anlamına gelen işaretlerini çözmeye çalışırken, birden gelen “Türkçe biliyor musunuz” sorusuyla karşılaşmanın yaratığı komik durumu bütün gün hatırlayıp güldük. İstanbul’da çalıştığı için Türkçe bilen şöför bize Giurgiu’nun yanaştığımız Chiciu iskelesinden 70 km. uzakta olduğunu anlatıp, çok büyük bir yanlıştan döndürdü.
Bir sonraki durağımız Yıldırım Beyazıt’ın, Haçlı orduları tarafından kuşatılan kalesine Edirne’den iki gün de ordusuyla ulaştığı Niğbolu. Bulgarlar ismi Nikopol’e çevirmişler. Emin Oktay’ın tarih kitabında yazdığı üzere, Yıldırım Beyazıt gece karanlığında kaleye gelerek, “Bre Doğan, yettim, bir gün daha dayan” demiş, ertesi gün de ani bir saldırıyla büyük bir Haçlı Ordusunu bozguna uğratmış. Sonraki yıllarda bir çok savaş gören yıkılan kale en son II. Mahmut tarafından onarılmış. Ancak Bulgarların imha politikası çerçevsinde şu anda sadece kapısı ve bir kaç duvarı ayakta kalabilmiş. Kale dik bir tepe üzerinde, Tuna’ya ve geniş ovaya hakim pozisyonda. Kaleye ulaşmak için şehir içinde yürürken, Türklere rastlıyoruz. Şehirde iki mahalle Türk olduğunu, Türkçe konuştuklarını öğreniyoruz. Tuna’nın karşı kıyısındaki büyük kimya kompleksinin kapanmasından sonra şehirde işsizliğin hüküm sürdüğünü onlardan öğreniyoruz.
Tuna Nehri Akmam Diyor

Programımızda bu akşam 16:00 da Niğbolu’dan (Nikopol) hareket ve ertesi gün İron Gates’den geçiş var. Bulgaristan’dan Sırbistan’a geçiş yapacağımız için hayli detaylı AB çıkışı işlemleri tamamlanıyor. Ancak hareket saati geldiğinde öğreniyoruz ki Tuna’nın suları çekildiği için biraz ilerimizde bir yük gemisi kumlara oturmuş, yolu kapatmış. Çaresiz yolun açılmasını bekliyoruz. Bu arada Niğbolu’ya yanaşmaya devam ettiğimizden tekrar giriş yapılıyor. Gümrük memurları da ertesi sabah 09:00 da tekrar işbaşı yapmak üzere evlerine gidiyorlar. Bu nedenle yolun açıldığı bilgisi geldikten sonra sabah erken yola çıkıyoruz ama Bulgaristan çıkışı için bir ufak yerleşime uğrayıp vakit kaybediyoruz. Bundan sonra da program bir daha ayar tutmuyor. Akmayan Tuna’nın sakin sularında, kuma oturma korkusuyla çok yavaş seyir yapan geminin güvertesinde gün batımı, doğumu manzaraları seyredip, sohbet ediyor, vakit geçiriyoruz. Iron Gates’e de 36 saat gecikme ile varabiliyoruz.
Belgrad

Iron Gates’den gün batımından sonra geçiyoruz. İki dev baraj ve sonrasında son Dacia Kralı Decabalus’un kayalara kazınmış portresi, İmparator Trojan’ın Dacia’yı fethini belgeleyen plaket, muhteşem Glolubac Kalesini geminin projektörleri ile aydınlatılabildiği kadarıyla görüyoruz. Büyük kayıp.
Ertesi gün sabah saatlerinde Belgrad’a ulaşıyoruz. Tek tek yüz tanıma esaslı bir giriş işleminden sonra 10.00 da karaya çıkma izni alıyoruz. 16.00’ya kadar Belgrad’ı gezme imkanımız var. Biz tur almak yerine, hala Osmanlı zamanındaki adıyla anılan Kalemeydan’ı detaylı bir şekilde gezmeyi tercih ediyoruz. Sava ve Tuna nehirlerinin birleşme noktasında bir tepe üzeerinden yer alan kale ve çevresindeki yerleşim çok iyi restore edilmiş ve büyük bir park olarak düzenlenmiş. Osmanlı döneminden kalan iki eser var. Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi ve Damat Ali Paşa Türbesi. Ancak kale askeri mimari açısından görülmeye değer bir yapı. O nedenle hem kalenin kaplıalarını, hem de Sava ve Tuna nehirlerine hakim manzarasını izliyor, resim çekiyoruz. Kale ve meydanını gezdikten sonra 1575 yılından kalan Bayraklı Camiine gidiyoruz.
Bir sonraki durağımız Rejeva Shopping Center. Terasında dinlenirken menüden seçtiğimiz limonatayı andıran içeceği şeker ilavesiyle tadlandırıp içilir hale getiriyoruz. Gemiye dönüş yolumuzda Aziz Mihail Katedral’ine de uğruyoruz. Kutsal emanetlerin de bulunduğu katedral 1830 yılında inşa edilmiş. İçinde çok güzel süslemeler var.
Görüpte Gezemediklerimiz

Programımız bozulduktan sonra Tuna nehrinin iki yakasında yer alan birçok önemli kaleyi görmeden geçiyoruz. Mohaç ve Peç’e yapacağımız gezide iptal oluyor. Golubac kalesini görmediğimiz gibi, Vidin, Estergon ve Vizigrad gibi üç önemli kaleyi de sadece gemiden görerek resimleyebiliyoruz.
Budapeşte, Bratislava, Viyana, İstanbul

Iron Gate Barajının geçtikten sonra su azlığı sorunu nisbeten azalıyor. Gemi yavaş seyrediyor ama programda yer alan Budapeşte’de gezmek için yeterli zamanımız oluyor. Biz daha önceden bir kaç kez gördüğümüz için duyurulan kıyı gezilerine katılmak yerine yürüyerek şehri dolaşmayı, Cafe Gerbeaud, Kapalı Pazar, Büyük Sinagog gibi ilginç yerleri bir daha görmeyi tercih ediyoruz.
Budapeşteden sonra gemiden ayrılma süreci başlıyor. Akşam Gala Yemeğimiz var. 8 gün boyunca eğlenceli yaklaşımı ile bizleri gülümseten, her sorunumuz gönülden yardımcı olan Trabzon’lu hemşerimiz Can ile şakalaşarak vedalaşıyoruz. Gemideki diğer iki Türk personel, resepsiyonda görevli Murat ve Tuğçe de unutamayacağmız isimler.
14 Temmuz Perşembe sabah gemimiz Bratislava’ya yanaşıyor. Bir gün kaybettiğimiz için uçağımıza yetişmek için burada iniyor ve otobüs ile Viyana’ya gidiyoruz. Bir saatlik yolculukk sonrası Panoramik Viyana turu ve Opera Meydanında serbest zamanımız oluyor. Biz meydanın hemen ilerisindeki yayaya mahsus sokakta kısa bir tur atıp, yağmur tehlikesine karşı Mozart Kafe’de dinleniyoruz. Biz oturduktan çok kısa süre bastıran tufan misali yağmurdan, tente altında olmamıza rağmen az da olsa etkileniyoruz. Yarım saat kadar süren yağmur, bardaktan değil kovalardan boşalıyor. Allahtan çok uzun sürmüyor ve otobüsümüze ıslanmadan binip havalimanına ulaşıyoruz. THY ile rahat bir yolculuk sonrası İstanbul Havalimanına varıp, yeni kazandığımız değerli dostlarımızla vedalaşıp evlerimize gidiyoruz.