Mısır Gezisi
29 Mart – 5 Nisan 2026
Naviosa – Tursab 9947
Yeniden Mısır Gezisi
2002 yılında, Kuzey Afrika ülkelerine yaptığımız geziler serisi içinde eşimle birlikte katıldığımız Kosmos turun organizasyonunda Mısır’ı da İskenderiye’den Abu Simbel’e kadar gezmiştik. Hem Türkiye’den birlikte gittiğimiz, hem de Mısır’dan katılan rehberler arkeoloji eğitimi almış çok donanımlı, deneyimli gençlerdi. 12 günlük gezimiz de aldığımız görev başı eğitim ile işi Firavunların kartuşlarını okumaya kadar götürmüştüm. 10 yıl kadar aradan sonra 2012 yılında bu kez de Mısır’ın farklı yüzü Sharm el Sheik’e gittik. Tadı damağımızda kalan türden bir deniz tatili yaptık. Özetle Mısır çok sevdiğimiz, keyif aldığımız destinasyonlar arasında yer aldı.
2025 yılında bir gezi sırasında dostlarımızdan, daha önce Mısır’a gitmedik, güzel bir gezi organize etsen de bu kadim kültürü de tanısak diye bir istek gelince, Naviosa ile program çalışmasına giriştik. Mısır’daki acenteler ile de görüşerek grubumuzun konfor beklentilerine uygun bir gezi düzenledik. Son dakika da çıkan bir okazyonu değerlendirerek Nil Nehrinde Luxor’dan Aswan’a kadar 4 gece 5 gün yolculuk yapacağımız gemiyi, büyük kalabalık cruise gemileri yerine grubumuza özel, butik Dhabiya’ya dönüştürmeyi başarınca da gezimizi çok farklı bir boyuta taşıdık.
Programımız ve Rotamız


29 Mart 2026 – Pazar
İstanbul – Hurgada
Türkiye – Mısır arası ulaşımımızı THY ile yaptık. 28 Mart 2026 Cumartesi akşamı 23:00 de İstanbul Havalimanında tüm gezi boyunca çok iyi bir beraberlik yaşadığımız, deneyimli rehberimiz Deniz Kılıç ile buluşup, 01:55 de THY TK 0702 seferi ile Hurgada’ya hareket ettik. 04:04 de Hurgada havalimanına vardık. Bir dostumuzun uçakta gıda zehirlenmesine uğrayınca, uçağımızın inişi sonrası bir telaş yaşadık, acil müdahele sonrası hastaneye gitme gereği olmadığını görerek rahatladık.
Daha önceden tüm bilgilerimizi yerel acenteye ulaştırdığımız için, bizi alanda karşılayan yerel acente temsilcisi, kapıda vize işlemlerini kısa zamanda tamamladı, gümrükten süratle geçtik, bagajlarımızı alarak otobüsümüze bindik. Otelimiz Sentine Carribean World Soma Bay Havalimanına bir saatlik mesafede, sabah 06:00 da otele ulaşıp, odalarımıza yerleşerek bir süre dinlendik.
Otelimiz geniş bir kumsalın kıyısında, 5 yıldızlı, büyük bir tatil köyü. Konaklama mekanları, üçer katlı bloklardan oluşuyor. Odalar çok büyük ve hepsinin önünde çeşitli bitkilerin yer aldığı bakımlı bir bahçeyi gören geniş bir balkon var. Ana binadaki büyük lokantanın yanısıra plajda da kahvaltı ve hafif yemekler servis eden büyük bir kafeterya var. Biz herşey dahil konseptinde konakladığımız için kahvaltımızı sahilde aldık. Şansımıza hava çok rüzgarlı, deniz de dalgalı. Yüzme yerine denizde dalgalarla oynaşma kıvamında denize girerek yaz mevsimini mart ayında açmanın keyfiyle yetindik. Sahile paralel esen rüzgar ve kimsenin yüzmediği boş denizden yararlanarak, kite ve wind surf tutkunlarının otelin sahiline hayli yaklaşarak sergiledikleri hünerlerini izleyerek zaman geçirdik.

Öğle yemeğinden sonra, Hurgada’da deniz dışında bir özel etkinlik var mı diye ararken bulduğum off-road safari ve Bedevi Çadırı gezimizi yaptık. Nil vadisini sahilden ayıran sıra dağların deniz tarafında bizim bildiğimiz kum döşeli çöllerin olmadığını, bitki örtüsü olmayan kurak topraklara çöl denildiğini yola çıkınca anladık.
Bedevi Çadırı gezisi olarak hazırlanmış etkinlik, bu kurak ortamda yeraltı suları kullanılarak insan eliyle yaratılmış bir vaha ve burada turistik amaçlarla kurulmuş bir bedevi köyü. Seralarda yetiştirdikleri çeşitli sebze ve meyveler, bedevi yaşamının çeşitli görünümlerini sergiledikleri çadırlar, hediyelik eşyalar satılan tezgahlar var. Köyde çok sayıda tursitle karşılaşıyoruz. ancak gerçekten çok iyi organize olmuşlar, hiç bir grup diğeriyle aynı mekanda bulunmuyor, akşam yemeğinde bile farklı yerlerde toplanıyoruz. Köyün en çekici etkinliği olan çölde gün batımını izlemek ise, havanın bulutlu olması nedeniyle maalesef gerçekleşemiyor. Büyük ümitlerle çıktığımız tepede diğer onlarca turist gibi biz de hüsrana uğruyoruz, çölün muhteşem gün batımını izleyemiyoruz.
Akşam yemeğinden sonra gece karanlığında, ıssız çöl patikasında otele dönüş için ilerlerken araçlardan biri debriyaj arızası nedeniyle yolda kalınca spontane bir macera etkinliği yaşadık. Yarım saat kadar uğraştıktan sonra arıza düzelmeyince, şoförler, arızalanan araç ve şöförü bırakıp gitmeye karar verdiler. Neyse ki sayımız diğer iki araçla yola devam edecek düzeyde, iki saatlik dönüş yolunu biraz sıkışarak kat edip otelimize ulaştık.

30 Mart 2026 – Pazartesi
Hurgada – Luxor
Sabah Hurgada’daki otelimizden ayrılıp, Nil üzerindeki gezimiz için bizi Luxor’da bekleyen gemimize ulaşmak için 310 kilometrelik düzgün bir asfalt yol üzerinden kıyıya paralelel uzanan Kızıldeniz sıradağlarını aşıp, doğu çölünü geçiyoruz.
Yollar asfalt ve bakımlı ancak yerleşim yerleri arasında uzun mesafeler olduğu için güvenlik sorunu olduğu söyleniyor. Çöle giriş ve çıkışta güvenlik kontrol noktalarından geçiyoruz. Bir kaç vaha dışında tuvalet ve yiyecek bir şey bulabileceğiniz güvenli konaklama yeri yok. Akaryakıt istasyonu ise hiç yok. Yola çıkmadan deponuzu doldurmanız gerekiyor. Öte yandan ıssız geniş alanlar, dağ ve çöl manzaraları gerçekten çok etkileyici, aıştığımızın dışında vahşi bir güzellik, insanı çok küçük boyutta olduğunu düşündüren sonsuzşuğa uzanır görüntüsüne sahip görünümler.
Yolda bizim gibi Hurgada’dan Luxor’a giden turistlere hizmet sunan birkaç vaha var. Bunlardan birinde kısa bir ihtiyaç molası verdik. Tuvaleti kullanmak 1 euro, pazarlıkla iki kişi bir euro’ya iniyor. Yakındaki yerleşimden bir aile ufak bir keçi yavrusunu dikkat çekme aracı olarak kullanarak resim çektirip bahşiş almak için dikkatlice yaklaştılar. Bu dağ başında bile Mısr’ın turistleri rahatsız etmemek kuralının geçerli olduğunu görmek ilginç geldi. Yarım saat kadar bir süre içinde kahve ve su ihtiyaçlarımızı da giderip yola koyulduk. Dağ silsilesini ve ardından doğu çölünü aşıp Luxor’a yaklaştığımızda Nil’in etkisini görmeye başladık. Bitki örtüsü başlıyor, artıyor ve bir süre sonra her yer yeşil hale geldi. ardından da yerleşimler başladı.

Luxor’a vardığımızda 4 gece 5 gün boyunca Luxor’dan Aswan’a seyahat edeceğimiz ve Nil kıyısındaki ören yerlerini gezeceğimiz Butik gemi Irıs Dahabiya’ya giriş yapıyoruz. Kamaralarımıza yerleşitikten sonra, öğle yemeğimizi alıyoruz.
Dahabiya XIX yüzyılda Mısır’da asil sınıfın kullandığı yelkenli keyif teknelerinin adı. Arapça Dahap (altın) dan türetilmiş konfor ve lüksü sembolize eden bir isim. Zengin sınıf azaldığı için olsa gerek, günümüzde bunla 10 – 16 kamaralı butik lüks gezi teknelerine dönüştürülmüşler. Mısır’ın ilginç kurallarından birinden yararlanmak için bu gemilerin motorları yok. Baş ve kıçta yer alan iki direkli yelkenleri ile Felluka sınıfında kabul ediliyorlar. İlk gün rehberimiz Deniz’in bu gemilerin motoru yok, yanımızda yanaşık duran römork tarafından çekileceğiz açıklamasını hepimiz espri olarak aldık. Ancak yola çıktığımızda durumu görüp işin gerçek olduğunu anladık. Motor çalışmadığı için son derece sessiz ve sakin bir gidiş oluyor.
Büyük gemilere göre çok daha fazla kişisel hizmet, geniş alanlar ve yüksek konfor standardı sunan Dhabiya’lar son yıllarda çok çoğalmış, daha yüksek fiyatta olmalarına rağmen sağladıkları imkanlar nedeniyle kalabalık büyük tekneler yerine tercih edilir olmuşlar. Nil üzerinde aynı şekilde seyir yapan çok sayıda Dahabiya gördük.
İris Dahabiya, 16 kamaralı 55 metrelik bir tekne. Üst kat güvertede geniş oturacak yerleri ve jakuzili bir havuzu da var. Kamaralar iyi döşenmiş ve konforlu. Yemekler özenli, lezzetli ve her gün farklı bir menü olarak sunuluyor. Dört gün boyunca tüm yemekleri gemide alıyoruz. Tüm dostlarımız tekne seçimimizden çok memnun, benim gezi öncesi paylaştığım resimlerden çok daha güzel olduğu söylüyorlar.

Öğle yemeğinden sonra Karnak Tapınak kompleksini gezmeye gidiyoruz. Orta krallık döneminde yapımına başlanan ve Ptolemik döneme kadar ilavelerle büyütülen kompleks, Koptic döneme ait bir kilise kalıntısını da barındırıyor. Mısır’da Giza piramitlerinden sonra en çok ziyaret edilen ören yeri olan Karnak 1979 da Unesco Dünya Mirası Listesine alınmış.
Çok geniş bir alana yayılmış olan birden fazla bölümden oluşan tapınak kompleksinin sadece Amun-Ra’ya adanmış olan kısmı ziyarete açık. Tapınağın girişinde geniş bir enformasyon holü var. Mısırlı rehberimiz maket üzerinden tapınağın genel yapısı uzun uzun anlatıyor. Sonrasında tapınağı gezmeye başlıyoruz. Alanlar çok büyük, süslemelerin her birinin derin anlamı var.
Ardından Karnak Tapınağına 2.5 km.lik bir tören yoluyla bağlı, MÖ 1392 – 1213 yılları arasında Amenhotep III ve Tutankhamun tarafından yaptırılan Luxor Tapınak kompleksine gidiyoruz. Tören yolunu yürüyecek enerjimiz kalmadığından otobüs ile çevresinden dolanarak tapınağın girişine geldik. Tapınak kompleksi gerçekten çok büyük boyutlarda. Duvarlara Tanrılar ve Firavunlar arasındaki ilişkileri anlatan tablolar kazınmış. Havanın kararması ışıklarla aydınlatılan tapınakta çok güzel fotograflar çekmemiz sağlıyor. Tapınak gezisi sonrası, gemide alkollü içki olmadığından, yerel rehberimizin yol göstericiliğinde şehrin çarşı içindeki bir dükkandan bir kaç gün yetecek kadar içki aldık. Tahmin edeceğiniz üzere hepsini tüketemedik, gemi personeline bıraktık. Döviz büroları bozuk para almadıkları için, topladıkları 50 Cent, 1 Euro bahşişleri kağıt paraya çevirmek isteyen Mısırlılar tarafından tekliflerle kaşılaşıyoruz. İlginç koşulları olan bir dünya.

31 Mart 2026 – Salı
Krallar Vadisi – Hatshepsut Tapınağı
Sabah erken yola çıkarak Nil’in Batı kıyısına geçiyoruz. Mısır Mitolojisine göre ölüm sonrası yaşanacak ikinci hayat için mumyalanarak eşyaları ile birlikte gömülen Firavunların mezarlarının bulunduğu Krallar Vadisi ilk durağımız. Erken saatlerde olmamıza karşın sıcaklık çok etkili. Giriş kapısından sonraki yokuşu buggylerle keyfili bir yolculuk yaparak aşıyoruz. Vadi çok kalabalık. Mezar odalarının girişlerinde uzun kuyruklar var. Biz üç mezar odasını ziyaret edip, Hatshepsut tapınağına gidiyoruz.
MÖ 1479 – 58 arasında 21 yıl Mısırı yöneten kadın Firavun Hatshepsut’un kendi adına yaptırdığı Tapınak, antik Mısır mimarisinin başyapıtları biri. Üç katlı çok büyük teraslardan oluşan yapının Hatshepsut’un gezdiği yerlerde beğendiği bitki ve hayvanların resimleriyle süslü. Tapınak arkasındaki dağa yaslanmış, galeri de dağın içine doğru oyulmuş durumda. En üst terasa kadar tırmanıp yorulduktan sonra cafede bir mola veriyoruz.
Bir sonraki durağımız Memnon anıtları. MÖ 1350 yılında Amenhotep III anısına yapılan tapınaktan günümüze ulaşabilen iki devasa heykel, Firavun ve ailesini betimliyor. Meykellerin boyundan yıkılan tapınağın boyutlarını kestirmeye çalışıyoruz, gözümüzde canlanıyor ama kabullenebilmek zor. Vadi boyunca esen rüzgarın heykellerdeki boşluklardan geçerken çıkardığı sesler her iki heykel’e de mistik anlamlar yüklenmesine, efsaneler yaratılmasına nedeen olmuş.

1 Nisan 2026 – Çarşamba
Edfu – Kom Ombo
Krallar Vadisi gezisinden sonra öğle yemeği için gemimize dönüyoruz. Geminin serinletilmiş ortamında yemek yemek ve sonrasında dinlenmek keyifli oluyor. Öğleden sonra gemimiz Edfu’ya doğru yola çıkıyor.
Horus adına yapılmış Edfu tapınağı, kum ve alüvyonlar altında kaldığı için en iyi korunmuş Mısır Tapınağı olarak günümüze gelmiş. Ptolemaios XII’nin düşmanlarını ezdiği sahneler, Osiris ve Horus ile birlikte su aygırı formundaki Peth’i mızraklaması rölyeflerini görüyoruz. Tapınak gezisi sonrası, bizi getiren ve bazı dostların eşyalarını bıraktığı otobüs başka bir grubu alınca gemiye fayton sefası yaparak dönmek durmunda kalıyoruz.Sıcakta sorun yaşamamak adına rehberimiz Deniz’in insiyatif kullanmasını takdirle karşılıyorum. Sonrasında otobüste kalan eşyaları almak için yapılan takip ve uğraş ile hayli zaman ve emek harcanıyor. Gemimiz programlanan saatten gecikmeli olarak kalkıyor.
Edfu’dan kalkışımız geciktiği için Kom Ombo’ya ancak gün batımında ulaşıyoruz. Tapınak aydınlatıldığı için gezmek sorun olmuyor, Gündüzkinden çok daha görkemli duruyor. Timsah müzesini gezmek için de yeterli zaman buluyoruz.
Gemimizde üç gece müzik ve dans gösterisi yapılıyor. İlk geceki turistik «Belly Dance» ve geleneksel «Dönen Derviş», gösterileri yapıldı. İkinci gece Kom Ombo gezisi sonrası da Nubian Show vardı. Kumsala baştankara yaparak yanaştığımız adada geminin hemen yanıbaşında sahilde kurulan çadırda yapılan müzik ve dnaslı gösteri gerçekten güzeldi, ancak yorgunluğumuza kurban gitti, uykusu gelenler yattığı için çok az katılım oldu. Asvan’da gemide yapılan üçüncü gösteri ise ilginçti ama «At Şakası» nerdeyse daha kötü bir şakaya dönüşüyordu.

2 Nisan 2026 – Perşembe
Asvan
Sabah saatlerinde Asvan’a ulaşıyoruz. Teknemiz, şehrin dışındaki bir rıhtıma yanaşıyor. Kahvaltı sonrası programımızda yer alan Asvan Yüksek Barajı, Philea Tapınağı, Bitmemiş Obeliks, Botanik Bahçesi ve Felika gezilerimiz yapmak üzere yola çıkıyoruz. Araya bir de Parfüm Dükkanı ziyareti sıkıştırıyoruz.
İlk durağımız Cemal Abdül Nasır döneminde yapılan ve 1970 yılında işletmeye açılan, 2100 Mw. kapaasitesindeki Asvan Yüksek Barajı. Baraj Süveyş kanalı ile birlikte Mısır ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor. 1960’lı yıllarda barajın ardında oluşacak gölün, Abu Simbel ve Philea tapınaklarını sular altında bırakacağı anlaşılınca çok büyük bir kurtarma harekatı ile bu çok önemli iki eser yeni yerlerine taşınmış. Barajı seyir noktasından inceleyip, resimledikten sonra, bir ada üzerine taşınan Philea tapınağını ziyaret etmek için motor iskelesine gidiyor ve Nasır gölü üerinde kısa bir yolculuk yapıyoruz. Philea tapınağını gezdikten sonra bahçesinde bir mola veriyoruz.Nisan başlangıcı olmasına rağmen öğlen saatlerinde sıcak dayanılmaz oluyor. Philea’nın gölgelikli serin bahçesinde şans eseri bir boş yer bulup, soğuk bir şeyler içmek geziye devam için gerekli enerjiyi sağlıyor.
Bir sonraki durağımız Bitmemiş Obeliks ciddi tırmanma gerektiren bir tepenin üstünde. Bir kaç meraklı arkadaş olarak bu tepeye tırmanmayı göze alıp, ören yerine giriş yapıyoruz. Geri kalanlar, otobüsün serinliğinde bizleri bravo sesleri ve alkışlarla yüreklendiriryorlar. Bu kadar zahmete değecek bir şey görmüyoruz, ama döndüğümüz de muhteşemdi demeyi de ihmal etmiyoruz.
Ardından feluka gezimiz var. Felukalar nil nehri üzerinde yüzyıllardır kullanılan yelkenli tekneler. Kaptanımız çok karmaşık bir trafik düzenine sahip güzergahta tekneyi ustalıkla yönetiyor, hen an beklediğimiz çarpışma gerçekleşmeden Nilin ortasındaki bir ada da kurulmuş olan Botanik Bahçesine gidiyoruz.
1899 da Mısır seferi sırasında Lord Horatio Kitchener, Nil üzerindeki iki adadan biri olan ve Nubialılar tarafından yerleşim olarak kullanılan adayı satın almasıyla (el koymasıyla demek daha doğru) Jet Narty olarak bilinen adanın kaderi değişmiş. Bitki ve ağaçlara çok meraklı olan Kitchener, 27 dönümlük adayı botanik bahçesine dönüştürmüş. Ada 1928 yılında millileştirilmiş. O tarihten sonra dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen bitkilerle zenginleştirilmiş ve çok önemli bir botanik bahçesine dönüştürülmüş. Bahçeyi geziyoruz, yolun sonunda çay bahçesinin girişinde sıaralanmış tezgahlardan birini çok seviyoruz, hep birlikte birşeyler alıp satıcıyı çok mutlu ediyoruz. Nile nazır bahçesinde kahve molası verip dinlendikten sonra da gemimize dönüyoruz.

3 Nisan 2026 – Cuma
Asvan – Kahire
Bugün gezimizin son etabını yapmak üzere Kahire’ye uçuyoruz. Kahvaltı sonrası Star Alliance üyesi Egypt Air ile Kahire’ye uçmak içim hava limanına gidiyoruz. THY nin tarife değişikliklerinin burada hepten kaotik bir düzeye eriştiğini anlıyoruz. Boşuna aynı grupta değiller deyip, çok gecikmeden uçuşumuz olur inşallah deyip, kaderimize razı bir şekilde bekliyoruz. Netice de orjinal programımızda yazılı ancak son dakika da iptal edilen sabah uçağı yerine öğle uçağı ile Kahire’ye uçuyoruz.
Nil’in asude, huzurlu ortamından Kahira’nin kalabalık, kaotik trafikli, karmaşık ortamına gelmek çok hoş olmuyor. Yöneticiler, 20 milyon nüfuslu şehrin eski mahallelerine çözüm bulamadıkları için şehrin etrafında son derece düzenli yeni yerleşim alanları oluşturmuşlar. Bunların bir bölümüne yapılan konutları uçaktan izliyoruz. Apartmanların yanısıra yüzme havuzlu villalardan oluşan yuvarlar mahalleler.
Kahire’de Havalından çıkar çıkmaz eşlerimizin umumi isteği üzerine Memluk Hediyelik Eşya mağazasına gidiyoruz. Bizim çok iyi bildiğimiz tipik bir Turistik Satış mağazası. Girişte hanut karışmasın diye hepimize aynı renk kartlar veriliyor. İki katlı mağaza da sürekli içecek servisi var, çok sayıda da satıcı müşterilerle ilgileniyor. Herkes kendince güzel bulduğu takı ve anı eşyaları alıyor. Seçim ve pazarlık hayli zaman alıyor.
Otelimize gitmeden önce alış veriş işimizi tamamlayalım diyerek, Kahire’nin dünyaca tanınan, canlı, renkli, alış veriş merkezi El Kahlili’ye gidiyoruz. İnanılmaz kalabalık, Mısır’ın her yerinden gelenler, dünyanın her yerindn gelenlerle karşımış vaziyettedükkanlar, lokantalar, kaldırım kafeleri arasında yürüyüp bir şeyler beğenmeye çalışıyoruz. Her beğeniye hitap eden türlü çeşitli eşya satan dükkanlar arasında dolaşıyoruz. Herkes gönlüne göre birşeyler buluyor. Turistlerin mevcudiyetine rağmen burada dükkan sahipleri çok daha efendi ve mesafeli. Rahatsız olmadan alış veriş yapıyoruz.
Alacağım bir kaç şeyi bulduktan sonra daha fazla uzatmaya gereek yok diyerek buluşma noktamız olan kafeye dönüyoruz. Özel bir şey alama planı olanlar dışındaki grup kafede çoktan pozisyon almış, bir taraftan yemek yiyip, diğer taraftan dinleniyorlar. Biz de onlara katılıp, kendimize çok lezzetli köfte ziyafeti çekiyoruz.
Otel gitmek üzere otobüsmüze bindikten sonra geçeceği yolu gördüğümüz de “yok artık” demek ihtiyacı hissediyoruz. Çarşının yer aldığı meydanın çıkış yolu,iki tafaı tezgahlar tarafından işgal edilip daraltılmış, ırtra kesimi ünsanlarla dolu dar bir geçit. Şoförümüz sabırla ve temkinle adım adım bu geçidi aşıyor.
Akşam yemeği öncesi Otelimize ulaşıyoruz. Havaalanına yakınlığı nedeniyle tercih edilen otel, çok büyük bir bahçe içinde yer aldığı için şehrin karmaşasından uzak bir vaha gibi. Odalar büyük, yemekleri lezzetli ve çok çeşit var.

4 Nisan 2026 – Cumartesi
Şehir Gezisi – İskenderiye
Bugün 4 saat mesafedeki Mısır’ın Akdeniz yüzü olan İskenderiye’ye ilave tur yapıyoruz. Grup ikiye ayrılıyor. 4 saatlik yolu göze alamayan dostlarımız Kahire’de kalıyorlar. Onlara şehirde gönüllerince gezmeleri için rehber ve araç ayarlıyoruz, çok keyifli bir gün geçiriyorlar.
Bizler diğer dostlarla birlikte kahvaltı sonrası otobüs ile İskenderiye’ye doğru yola çıkıyoruz. 220 kilometrelik asfalt yol çok düzgün ve üzerinde mola verilecek güzel tesisler var. 20 yıl önce bu yoldan önde silahlı eskortlarla geçtiğimizi ve kum dışında hiç bir şey görmediğimizi anımsıyorum. Turist sayısının artması ile altyapı da çok önemli gelişme göstermiş.
İskenderiye çok önemli eserler barındıran bir yerleşim. Ptolemik dönem firavunlarından itibaren Mısır yöneticileri, ülkelerini Akdeniz kıyısındaki İskenderiye’den yönetir olmuşlar. Fransız ve İngiliz işgalciler de bu mantıklı uygulamayı sürdürmüşler. Ancak her dönemin sonlanmasına neden olan harplaer, yağmalr, göçler sonucunda bir çok değerli eser, başta antik dönemin bilgi topluluğu Kütüphane olmak üzere yakılıp yıkılmış, çalışnmış, kaybolmuş. Şu anda sadece XIX. yüzyıl eserleri ve bazı antik kent arkeolojik kalıntıları görülebiliyor. Bizler klasik turistik rotanın dışına çıkıp, Muhamed Ali ailesi tarafından yaptırılan Montaza Sarayı ve bahçesini, ardından da Kraliyet mücevher müzesine dönüştürülen Prenses Zehra’nın yazlık Konağını geziyoruz.
Kral Faruk döneminden sonra millileştirilen iki büyük yapıdan oluşan ve cumhuriyet döneminde halkın mesire yeri olarak kullanılan Montaza Saraylarının bahçesi, 2000’li yıllarda turizme açılmış. Günümüzde tesislerin işletmesini Rixos grubu üstlenmiş. Rixos Montaza Alexandria 5+ kalitesinde çok lüks bir otel. Biz otelin plaj tesisilerinde bir mola veriyoruz. Türk olduğumuz için içecekler müessesenin ikramı oluyor. Güzel bir jest, ülkemizden uzakta Türk olduğumuz için itibar görmek hoşumuza gidiyor.
Bir sonraki durağımız ise Mehmet Ali Paşa ahfadından Prenses Zehra’nın yazlık konağı. 1919’da Annesi tarafından inşaatı başlatılan konak (aslında saray yavrusu demek daha doğru) Prenses Zehra tarafından tamamlatılmış. 1952 yılına kadar da burayı yazlık olarak kullanmış. Hür subaylar hareketi ile yönetimin değişmesi sonrası kendini güvende hissetmediği için Paris’e taşınmış. Devlete bağışladığı Konak, Kraliyet mücevherlerinden geriye kalanların sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüş. Gerek sergilenen eserler, gerekse konağın kendisi gerçekten görülmeye değer güzellikte.
Sonrasında standart turistik programa dönüyoruz. Önce deniz mahsullerinden oluşan muhteşem bir öğle yemeği yiyip ardından da kordon boyundaki Kayıtbay Kalesini geziyoruz. Burunda resim çektirip Kahire’ye dönüş yoluna başlıyoruz.

5 Nisan 2026 – Pazar
Kahire – İstanbul
Mısır gezimizin son gününü en önemli iki yeri gezmeye ayırıyoruz.
Sabah önce Giza’ya Piramitleri ve Sfenks’i görmeye gidiyoruz.
Giza’daki ören yerini çok düzenli bir şekle sokmuşlar, girişler, otopark, kafeler, dükkanlar hem çok düzgün hem de hediyelik eşya satıcıları, deve / at turu satanlar disipline edilmiş. Turistlerin rahatsız olmadan gezmeleri sağlanmış. Yirmi yıl önceki kaosu hatırlayınca yapılanları takdirle karşılıyoruz.
Önce seyir için hazırlanmış alanda piramitleri yukarıdan izliyor resimliyoruz. İleride gördüğümüz turistleri gezdiren deve ve at kervanları çok güzel görüntü oluşturuyor. Gençlerimiz çok artistik/ turistik resimler çekiyorlar.
Piramitlerin ardından Sfenks’e gidiyoruz. Organizasyon ve ortam düzneleme açısından buraya henüz sıra gelmemiş, piramitlerdeki düzen gördükten sonra burası hayli düzensiz görünüyor. Girişte yer alan tezgahlardan son alış verişlerimizi yapıyor, eksiklerimizi tamamlıyoruz.

1 Kasım 2025 de açılan Büyük Mısır Müzesi bir sonraki durağımız. Binanın mimarisi, girişlerin düzeni, sergi alanları ve cafeleri ile çok etkileyici ve gerçekten «büyük» bir yapı. Girişte yer alan Hanging Obeliks, II. Ramses’in kartuşu okunsun diye altı açık bırakılarak hassas bir denge ile bir kaideye oturtulmuş yüksek mühendislik becerisi sergileyen bir yapıt.
Mekan gerçekten çok büyük, eserler inanılmaz sayıda, güzel düzenlenmiş ama her katı inceden inceye gezmek en az dört gün alır. Bizim de ne o kadar vaktimiz ne de gördüklerimizi doğru çerçevede değerlendirecek Mısır bilgimiz var. O nedenle enerjimiz yettiği kadarıyla önemli bölümleri rehberin anlatımıyla geziyoruz. Tutankhamun’un mezarından çıkan eserleri ve Kefren Piramitinin yakınında bulunan Güneş Gemisini ise detaylı ve büyük hayranlıkla inceliyoruz.
Yukarı çıkarken yürüyen merdivenleri kullanmamıza rağmen 2 saat sonra çok yoruluyoruz. Biz erken pes ettik diye hayıflanarak alt katta yer alan cafelere doğru yöneliyoruz. Başlangıçta 4 saat az diyen dostlarımızın hepsini cafelerde oturmuş kahve keyfi yaparken görünce içimiz rahatlıyor. Bizde onlara katılıyoruz.
Müze gezisi sonrası otele uğrayarak bavullarımızı alıp Havalimanına gidiyoruz. THY TK 0695 seferi ile 20:40 da hareket ederek 00:05 de İstanbul Havalimanına ulaşıyoruz. Bir başka keyifli gezide tekrar birlikte olmak dileğiyle gezimizi tamamlıyoruz.

Yorum yapmak ister misiniz?
Değerli fikirlerinizi paylaşmak için lütfen giriş yapın veya üye olun. Onaylanan yorumları herkes görebilir.
Giriş Yap / Üye Ol