Niğde – Karaman Gezisi
1 – 4 Mayıs 2025
Gezipero – Tursab 15075
Konya’dan Niğde’ye
Konya’dan başlayarak, çevresindeki Aksaray, Niğde, Karaman illeri sınırları içindeki Neolitik Çağdan Selçuklulara kadar uzanan bir tarihi yerinde görmek için bir gezi planladık. Operasyonel desteğimizi Konya’daki dostumuz Mustafa Çakmakçı’nın GeziPero Acentesinden (Tursab Belge No: 7828) aldık. Her zaman ki gibi keyifli ve konforlu bir yolculuk yapmamızı sağladı, kendisine teşekkür ediyoruz.
Bu kez gezimizin başlangıç noktası Konya’ya ulaşmak için Yüksek Hızlı Treni tercih ettik. Dört saatlik son derece rahat bir yolculukla Konya’ya ulaştık. Daha önceki gezilerimizde, sabahın çok erken saatlerinde yollara düşmenin, en az iki saat havaalanında beklemenin nasıl bir hatalı tercih olduğunu yaşayarak öğrendik.
Konya tren garında rehberimiz Mehmet Akbulut ve aracımızla buluşup dört günlük gezimize başladık. İlk durağımız öğle yemeğimizi alacağımız Obruk Han Kervansarayı oldu. Karatay Belediyesi tarafından tarihi doku bozulmaksızın gerçekleştirilen dört yıllık bir restorasyon sonrası işletmeye açılan Obrukhan Kervansaray’ı görülmeye değer bir Müze Otel. XIII. Yüzyılda yapılmış olan Obrukhan, İpek Yolunun Konya – Kayseri arasındaki etabının çok önemli konaklama yerlerinden biri. Tesise gönülden bağlı personel bize çok ilgi gösteriyor, Kervansaray’ı, sergilenen eserleri geziyoruz ve terasdan yapıya adını veren Obruk’u görüyor, bu tarihi ortamda nefis bir öğle yemeği alıyoruz.



Yemek sonrası Niğde’ye doğru yola çıkıyoruz. Konya – Kayseri ana yolundan ayrılmadan önce Aksaray’a 42 km. uzaklıktaki Sultanhanı’na uğruyoruz. 1229 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin keykubad tarafından yaptırılan Sultanhanı Anadolu’nun en büyük kervansarayı. Güçlü duvarları ve muhkem yapısı ile Moğolların saldırılarını püskürtmüş. Uzun yıllar depo ve benzeri amaçlarla kullanıldıktann sonra 2019 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından restore edilerek önce cafe işletmecilerine kiralanmış, en son da müzeye dönüştürülmüştür. Biz ziyaret ettiğimiz de nadide halılar konulu bir sergiye rastladık. Yıpranmış ama güzeliğinden hiç bir şey kaybetmemiş bir halı hepimizin ilgi odağı oldu.



Sultan Hanın’dan sonra daha önce görmediğimiz yerlere zaman ayırmak için Göreme – Derinkuyu – Ihlara Vadisi çizgisini es geçiyor doğrudan Selime Katedrali’ne yöneliyoruz. Yüksekçe bir tepenin ön yüzüne oyulmuş Selime Katedrali tarih boyunca dini bir yapıdan çok daha öte işlevsellik üstlenmiş bir mağaralar sistemi. Katlar halinde yükselen yapının orta ksımındaki alan kervanlara emniyetli bir konaklama imkanı vermiş. XIII: yüzyıl Moğol işgali dönemindeki çatışmalarda da muhkem bir kale olmuş. En üst katta yer alan şapellere kadar çıkmak hiç de kolay olmuyor. Ancak gözler karanlığa alıştıktan sonra görülebilen duvardaki renkli fresklerin güzelliği, tüm zahmete değiyor. (Selime Katedrali)
Katedralin eteklerinde yöreye isim veren Selime Sultan Türbesi yer alıyor. Moğol işgali döneminin asayişsiz, güvensiz, karanlık günlerinde yitirilmiş bir hayatı öğreniyoruz. Hikayesiyle, mimari yapısıyla ilginç bir eser. (Selime Hatun Türbesi).
Akşam üzeri Niğde’ye ulaşıyoruz. Otelin sitesinde yar alan “evlenme cüzdanı gwreklidir” ifadesinin grupta yarattığı, acaba nasıl bir yerle karşılaşacağız, içki yoktur mutlaka ama inşallah yemek buluruz tedirginliği Otele varınca bir anda ne kadar boş işlerle uğraşmışız diye gülmemize neden oluyor. Ramada by Wydham Niğde gerçek bir beş yıldızlı otel. O akşam iki ayrı salonda nişan tarzı toplantı var, katılanların şıklığı göz kamaştırıyor. Biz en üst kattaki lokantada kusursuz bir sefvisle sunulan, çok lezzetli mezeler eşliğinde içkimizi içiyor, çok ketytifli bir akşam yemeği yiyoruz.
Niğde’den Konya Ereğli’ye
Gezimizin ikinci gününe Niğde içinde gezerek başlıyoruz. Alaeddin Cami, şehre çok hakim bir mevkide, şehrin pazar meydanından hafif bir yokuşla tüm şehre hakim bir küçük meydana ulaşılıyor. Burada resim çektikten sora çarşı meydanına dönüyoruz. Çevresinde dükkanlar ve tezaghalar bulunan çok renkli bir mekan. Balıkçılar ürün bulamadıklarından olsa gerek çiçek satıyorlar. Kitap tezhaları da var. Biz el dokuması iki halı alarak ekonomiye katkıda bulunuyoruz.
Niğde caddelerinde panoramik bir gezinti sonrası öğle yemeği için Niğde Belediyesinin eski bir konağı restore edilerek oluşturdurduğu Tabal Gastornomi Evine gidiyoruz. Tabal demir çağında MÖ IX. yüzyılda bölgede hüküm sürmüş bir Anadolu Krallığı. Simgesi olan çift başlı arslan binanın girişinde yer alıyor. Konak irili ufaklı salonlar halinde orgfanize edilmiş, biz özel bir salonda yemeğimizi alıyoruz. 100’den fazla yöresel yemek ve tatlı olan menüden seçim gerçekten zor, çalışanların yardımıyla çok güzel seçimler yapıyoruz. Tabal Gastornomi Evi’nin, bizden sonra Aralık 2025 de Michelen’in prestijli Bib Gourmand ödülünü kazandığını ve bununla dünyada bu ödülü kazanan ilk kamu işletmesi olduğunu gazete haberlerinden öğreniyorum. Yemeklerin lezzeti ve yönetimin, çalışanları sanki kendi iletmeleriymiş gibi gösterdikleri çabayı hatırlayınca bu ödül hiç de şaşırtıcı gelmiyor, hakkıyla almışlar, ne mutlu farkedildiklerine diyorum.



Yemek sonrası Niğde çevresinde gezimize devam ediyoruz. İlk durağımız Tyana Su Kemerleri, bir Roma mühendislik harikası. Roma havuzu denilen bir rezervuardan antik şehre su taşımak için kurulmuş, çok uzun bir su taşıma sistemi. Zaman içinde yer yer tahrip olmuş olmasına karşın sütunların biröoğu hala yerinde duruyor. Yol bu kemer sistemine paralel ilerlediği için seyrede resimleye ilerliyoruz.
Bir sonraki durağımız Anadol’daki petra olarak da isimlendirilen Gümüşler Manastırı. Bir blok kaya içine oyulmuş olana kilise, manastır ve mezarlık odalarının açıldığı üsüt açık avluya yoldan giriş duvara açılmış bir dar kapıdan. Duvarlardaki fresklerde İsanın hayatının çeşitli evreleri anlatılıyor. Gülen Meryem freski ise dünya da tek. Ancak yüzünün sonradan restorasyon sırasında güler hale gertirildiği söyleniyor. https://gezikolu.com.tr/bilgiler/gumusler-manastiri-nigde/
Niğde’den Konya Ereğili’sine doğru giderken yolda Ulukışla’ya uğruyoruz. Faruk Nafiz Çamlıbel’in edebiyat öğretmeni olarak atandığı Kayseri’ye giderken konakladığı Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nı geziyoruz. Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ın acıklı hikayesini anlattığı Han Duvarları şiirinde bahsettiği ilk Han, o günkü işlekliğinden çok şey kaybetmiş, boş dükkanlarla dolu. Ama yapı ve geniş bahçesi hala görkemli. Ulukışla, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul – Bağdat Demiryolu’nun kilit noktasında yer almaktaydı. Doğu cephesine yapılan asker ve malzeme sevkiyatı bu istasyona kadar trenle getirilmekte sonrasında arabalarla yola devam edilmekteydi.
Öküz Mehmet Paşa Kervansarayındaki belediye bürosunda mütvazi ama bakımlı bir kitaplık ve görevli çok aydın bir genç kızımızla tanışıyoruz. Bzilere çay, oralet ikram ediyor, sohbet ediyoruz, ilçesini tanıtıyor. Kendisine çok teşekkür edip ayrılıyoruz. Konya Ereğilsindeki otelimize ulşmadan önce İvriz deki Hitit Su Anıtını da ziyaret ediyoruz. Dağdan fışkıran buz gibi soğuk ama nerdeyse saydam temizlikte suyu ve Tuvana Kıralı Warpalavas tarafından Fırtına Tanrısı Tarhundas’dan verimli hasat ve bereket yakarışı için yaptırılan anıtı görüyor ve resimliyoruz.. Akşam saatlerinde Cherry Garden oteline ulaşıyoruz. Ereğli standartlarının çok üstünde güzel bir otel. Keyifli bir akşam yemeği yiyip odalarımıza çekiliyoruz.



Konya Ereği’den Karaman’a
Gezimizin üçüncü günüde, Konya Ereğli’den Karaman’a doğru yol alıyoruz. Ana yoldan ayrılıp Taşkale Kaya ambarlarını ve Manazan mağaralarını görmek için tali yolu takip ediyoruz. Bir tüf blok kaya kitlesi eteğinde yer alan Taşkale köyü sakinleri, depolama sorununu dikey yerleşime giderek çözmüşler. Kaya kitlesi üzerinde 8 – 10 kata uzanan mağaralar var. Hepsinin kapısı ve üzerinde hane numarası bulunuyor. Yani bir nevi apartman, müşterek mülkiyet. Taşkale köyü Atatürk’ün ecdad yurdu olmakla da övünüyor. Köyün girişindeki tabelada ” Atatürk’ün dedelerinden Kızıllar Aşireti mensubu Kızıl Hafız Ahmet Efendi miladi 1466 yılında Padişah Fermanı ile Taşkale Kızıllar Yöresinden Rumeli’ye (Usturga ili, Ohra İlçesi, Çuypa Köyü) evladı fatihan olarak buradan göçtü” yazıyor. Ne derece doğru olduğunu değerlendiremiyoruz.
Depoların olduğu duvarda dükkan işleten köylüler çok cana yakın bize çay demlemeyi öneriyorlar, biz İncesu Mağarası gezisi sonrası döndüğümüz de içeriz, siz hazırlayın diyerek kısa süreliğine ayrılıyoruz. İncesu mağarası Köye 10 km. uzaklıkta ıssız arazinin ortasında bir ören yeri. Yakınına koruma ve yönetim için iki büyük bina yapılmış ama herhalde ziyaretçi sayısı çok az olunca bıkıp gitmişler. Mağaranın kapısı açık ve ışıklandırma da var. Yol gösterecek kimse olmadığı için dar demir merdivenlerden aşağı kendi başımız inip, mağaranın sonuna kadar gidiyoruz. Çok güzel ışıklandırılmış, sarkt vedikitleri ilginç motifler yapan bir mağara. Gördüğümüze çok memnunuz. Sonrasında tekrar Taşkale’ye dönüp çayımızı içiyor ve köylülerin sattığı peynirlerden alıyoruz.
Taşkale’den Karaman’a doğru giderken vadinin çok dik yamacında Manazan Mağaraları yer alıyor. Antik çağlarda ve Selçuklular döneminde iskan edlmiş çok büyük bir mağara sistemi. İçinde bulunan mumyalanmış cesetler Karaman Müzesinde sergileniyor. Biz daha evvel gördüğümüz için bir daha o yokuşu tırmanmaya yanaşmıyoruz.
Öğle yemeği için Karamanı geçip Mut yoluna sapıyoruz. ;ç Anadolu’yu Toroslar üzerinden Akdenize bağlayan bu sarp geçidin çok virajlı yolundan ilerleyip, 1660 rakımlı Sertavul Geçidi’ni aşıyor ve Sertavul yerleşimine ulaşıyoruz. Yörenin etinin çok lezzetli olduğunu söyleyerek bizi buraya getiren rehberimizin önerisi üzerine Yahya’nın yerinde kendimize et ziyafeti çekiyoruz. Gerçekten lezzetli ve bu ekstra km.leri yapmaya değiyor.
Akşam konaklamamız Karaman Grand Hotel’de. Otel çok güzel, gerçek beş yıldız. Yine bir düğüne rastlıyoruz. Herkes çok şık, çocuklar için ayrı bir eğlendirici/bakıcı takımı bile tutulmuş. Düğünün yapıldığı salona eşlerimiz bir göz atmak istiyorlar, Anadolu misafirperverliği çercevesinde hemen buyur ediliyorlar. Biz nazikçe red edip yukarıdaki lokantada akşam yemeğimizi alıyor, sonrasında da dinlenmek için odalarımıza çekiliyoruz. Bu büyük ve gürültülü eğlencenin sesleri hiç bir şekilde otelin odalar kısmına ulaşmıyor, çok güzel tasarlanmış bir yapı.



Karaman’dan Konya’ya
Anadolu şehirlerinde dolaştıkça yöre Belediyelerinin kentlerinin kültürel geçmişlerine sahip çıktıklarını, IX. yüzyıl yapılarını restore ederek gelecek nesillere intikalini sağladıklarını görmekteyiz. Karaman Belediyesi de bu uygulamaya çok güzel bir örnekle katılmış. 1810 tarihinde Hacı Ahmet Efendi tarafından yaptırılan Tartan Konağını restore etmişler ve ziyarete açmışlar. Klasik Türk ev mimarisi yapısında iki katlı ve her katta sofa etrafına açılan odaları bulunan konağın tavanındaki, Sultanahmet Cami, Kız kulesi, Çarklı Vapur, Yelkenli Gemi gibi, İstanbul’u ve batılaşama sürecinin yansımalarını taşıyan kalem işi tavan süslemeleri çok değerli. .
Konya’ya doğru yolculuğumuzda ikinci durağımız Çatalhöyük ören yeri. MÖ 7.000 li yılardan itibaren 2.000 yıl boyunca yerleşimin sürdüğü Çatalhöyük, ilk duvar resimlerinin yapıldığı, düzenli tarım ve hayvancılığın yapıldı Neolitik Dönemin çok büyük bir yerleşimi. Urfa Taştepeler de hakim olan erkek odaklı inanç sistemi, Anadolu’da sonraki dönemlerde hakim olan Ana Tanrıça kültüne burada dönüşmüş. Ören yeri çok güzel düzenlenmiş, girişte o dönemin önemli özelliklerin çok iyi anlatan bir sergi var. Kazılan yerleşim alanın üzeri bir kanopi ile örtülerek koruma altına alınmış. Burada da detaylı açıklama levhaları bulunuyor.
Öğle yemeği için Konya’ya, tüm gezilerimizde mutlaka uğradığımız lezzet durağımız Halk Etli Ekmeğe ulaşıyoruz. Konya’nın tescilli lezzeti Recaİ Böreği, Etli Ekmek, Fırın Kebabı ve üstüne tatlı çeşitleri ile gezimizin kapanışını yapıyoruz. İstasyona gitmeden öncede Dar’ül Mülk, Selçuklu Sultanları sergisinin bir kere daha ziyaret etmeyi ihmal etmiyoruz. Ardından 18:30 YHT ile rahat bir yolculuk yaparak İstanbul’a ulaşıyoruz.



Yorum yapmak ister misiniz?
Değerli fikirlerinizi paylaşmak için lütfen giriş yapın veya üye olun. Onaylanan yorumları herkes görebilir.
Giriş Yap / Üye Ol