Ulu Cami ve Darüşşifası – Divriği
Sadece Selçuklu değil Dünya Ortaçağ Sanatının en önemli eserlerinden birinin, Anadolu’nun en küçük ve güçsüz beyliği tarafından, imparatorluk merkezlerinden uzak bir şehirde yapılmış olması hala çözümlenememiş bir kültür bilmecesidir. Eser hakkında bilinenler, yapımı başlatan ve finanse eden hükümdar ve eşi ile bir kaç sanatçı adından ibarettir. Sanatçıların yetişme dönemleri, ustaları, sonraki yaşamları hakkında da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Külliye cami ve darüşşifadan oluşan iki bölüm halindedir. Mengücekoğulları hükümdarı Ahmet Şah tarafından yaptırılan Ulu Caminin yapımına 1228 yılında başlanmış ve 14,5 yılda tamamlanmış. Caminin inşaatı sürerken, Ahmet şah’ın eşi Turan Melek bitişiğinde ki Darüşşifayı aynı usta topluluğuna sipariş ederek yapımına başlatmış. Mimari bütünlük içinde, bezemeleri birbirini tamamlayan iki yapı 1242 yılında tamamlanmış.
1900’lü yıllarda bütün taşınabilir, sökülebilir değerleri yağmalanan ve bakımsızlıktan ağır tahribata uğrayan külliye, geride kalan üç taç kapısı ile Doğan Kuban’ın tanımıyla “tümüyle müzeye kaldırılacak” eşi ve benzeri olmayan bir eser özelliğini korumaktadır. Külliye 1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır.
Külliyenin yapımını gerçekleştiren ustalar hakkında somut bilgiler olmadığından kimlikleri ve nerreden geldikleri konusunda sadece eserin incelenmesine dayalı tahminler yürütülebilmektedir. Birden çok “büyük” ustanın çalıştığı, bunların Orta Asya’dan Hindistan’a kadar uzanan kökenlerden geldiği tahminleri genel de kabul görmektedir.
Divriği Ulucamii Taç kapılarında ustalar, olanca yeti ve becerileri ile Kuran’da vaat edilen cenneti somut ve soyut öğelerle betimlerlerken, Darüşşifa kapısını sağlık, tılsım, astroloji simgeleriyle donatmışlardır. Camii Kıble (Tören) Kapısında en görkemli, hayret uyandıran bezemeler yer alırken, Meliklerin kullandığı Şah kapısında ise, saltanat erkini sınırlandıran Allah Korkusu, Din ve Şeriat kuralları, Adalet Kavramı, iç içe kuşaklar, düğümlü kordonlar ve bir ayetle vurgulanmış, Melikler tevazuya davet edilmiştir.
Eserin sanatsal yönünü değerlendiren Doğan Kuban, Taç kapılarda görülen taş işçiliğini öncesi ve sonrası olmayan bir ustalık olarak tanımlamaktadır.
Divriği Mucizesi kitabında:
“Divriği’nin eşsizliği (…) Ortadoğu ve Yakındoğu’nun sanat ve zanaat ortamının bütün biçimsel sözlüğünü içeren, adeta ansiklopedik bir birikimi sergilemesinden kaynaklanmaktadır. Fantastik bir bezeme programı ve bu nitelikte bir bezemenin sonradan yinelenmemiş, hatta taklit edilmemiş olması Anadolu Türk Sanat tarihinin en ilginç olgusudur. Divriği Ulucami ve Darüşşifası, Türklerin Anadolu fethini yaptıkları bir dönemde bütün Türk ve İslam dünyası sanatından ve onun uzak ilişkilerinden haber veren, onları bir eşsiz sanat yapıtının ayrıntıların bir imge haline getirmiş eşi olmayan bir başyapıttır. “


