Baksı Müzesi Gezisi
13 – 15 Haziran 2015
Tamzara Tur – Tursab 1758
Basında yer alan haberlerden, Anadolu’nun tam tabiri ile kuş uçmaz, kervan geçmez bir yöresindeki müzenin 2014 yılında Avrupa Konseyi tarafından Yılın Müzesi olarak seçildiğini, üstelik bu müzede konaklama olanağının da bulunduğunu öğrenince Baksı Müzesi gidilmesi gereken yerler listeme birinci sıradan giriverdi.
İlk gezimizi Haziran 2015’de gerçekleştirdik. Hem eğlendirici, hem de bir o kadar öğretici bir gezi oldu. O kadar memnun kaldık, o kadar büyük keyif aldık ki, 2019’da tekrar gittik. Doydunuz mu derseniz, her şey o kadar özel, o kadar güzel ki doyulası değil, bir imkân yaratsak da bir kez daha gitsek isteği gönlümüzde hep canlı yaşıyor.

Baksı Gezilerini özel yapan, kent yaşamında kabullene geldiğimiz tüm günlük yaşam sorunlarından uzak, farklı masalsı bir dünyaya bizi taşıması. Kentin koşuşturması içinde, neleri kaybediyoruz, nelerden vazgeçiyoruz diye düşündürüyor.
Çoruh vadisine bakan bir tepede, son derece sakin, sessiz ve çok güzel bir manzarada gün batımını, gün doğumunu seyretmek, tamamen doğa ile bütünleşmek, sade ama çok elit bir zevkle dekore edilen taş evlerde kalmak, Şaman geleneklerinin günümüze ulaşan izlerini hissetmek çok farklı bir deneyim.
Hemen yanı başında, modern sanat eserleri ve geleneksel halk el işlerinin birlikte ve uyum içinde sergilendiği salonları ile çok yönlü, çok boyutlu bir müzenin varlığını hissetmek, onu gönlümüzce gezebilmenin özgürlüğünü yaşamak da bambaşka bir duygu.
Bütün bunların üzerine de Hüsamettin Koçan Hocamızın, son derece dost, son derece sıcak yaklaşımı, paylaştığı değerli düşünceleri, köyde geçen çocukluk anıları ile bilgi birikimini harmanladığı gönülden gelen sohbetlerini de ekleyince, farklı bir dünyaya geçiş yatığınızı hissediyorsunuz.
Biz her iki geziden de çok keyifli anılarla döndük. Takip eden bölümlerde ikinci gezimizden anılar yer alıyor.
16 Eylül 2019 Cumartesi
Trabzon’dan – Baksı’ya

Baksı müzesi Bayburt’un 35 Km. doğusunda yer alıyor. Bayburt’a Erzurum, Erzincan ve Trabzon Havalimanlarından ulaşmak mümkün. Biz ilk gezimizde Erzurum’dan ulaşmayı seçmiştik. Bu kez giderken ve dönerken ayrı yolların keyfini çıkaralım düşüncesiyle, İstanbul’dan Trabzon’a uçtuk, dönüşü de Erzurum’dan yaptık. Zigana Geçidini aşarak, Gümüşhane vadisi boyunca ilerleyen 140 km.lik yolda çok ilginç doğal ve tarihi yapılar gördük, doğru bir seçim yapmışız.
İstanbul’dan Pegasus ile saat 09:30 da Trabzon’a ulaşıyoruz. Trabzon havalimanında aracımızla buluştuktan sonra eski yoldan Zigana geçidine tırmanmaya başlıyoruz. (Not o dönemde yeni Zigana Tüneli henüz tamamlanmamıştı) Anabasis’de Xenephon’un anlattığına benzer şekilde zorlanarak, Onbinlerin geçtiği yoldan Karadenizi Orta Anadolu’dan ayıran yalçın dağları aşmaya girişiyoruz. Zirveye yaklaşırken, Hamsiköy, sütlacı ile bizi çekiyor ve keyifli, ağzımızı tatlandıran bir mola veriyoruz.
Zigana Geçidini aştıktan sonra Gümüşhane vadisine doğru inişe geçiyoruz. Yol hayli dik ve virajlı. Yolu ezbere bilen şoförümüz çok rahat virajlara giriyor, ancak biz o kadar rahat değiliz, biraz daha yavaş gitmesi için uyarıyoruz. Vadiye girişte Mecitli’de Onbirkardeşler Dinlenme Tesislerinde öğle yemeğimizi alıyoruz. Yörenin hayvanlarından temin edilen ızgara etler çok farklı bir lezzette. Burada da tatlı olarak sütlaç yiyoruz. Görünen o ki Hamsiköy marka olmuş ama Karadeniz yaylalarında beslenen hayvanların sütüyle yapılan sütlaçlar her yerde aynı doyumsuz lezzette.
Bir sonraki durağımız Torul’daki Karaca Mağarası. Daha yeni turizme açılan mağara Anadolu’nun bir çok yerinde gördüklerimizden çok farklı değil, ancak bu mağarayı da görmüş oluyoruz, envanterimiz eksik kalmıyor. Mağara kapısında yöre köylülerinin el emeği ceviz sucukları grubumuz tarafından daha çok rağbet görüyor. Torul ilçesine 240 metre yükseklikten bakan, bölgenin en son feth edilen kalesi olan Torul Kalesinin hemen dibindeki Cam Terası da rotamıza katıyoruz. Gördüklerimiz arasında en yükseklerden biri olan terastan Torul’u izlemek heyecan verici.
Baksı Müzesine gitmeden önce son durağımız Bayburt Kalesi. 1828 – 29 Harbinde Rus işgalinde harap olan eski müreffeh Bayburt’u ve bu kayba ağıt yakan Bayburtlu Zihni’yi hatırlıyoruz. Eski dönemlerde üzerini süsleyen, ama ne yazık ki günümüze ulaşmayan parlak çinileri nedeniyle Çinimaçin Kalesi olarak adlandırılan Bayburt Kalesini gezip, şehre hakim Şehit Osman Tepesine gidiyoruz. Şehit Osman Tepesi, Bayburt’un mesire yeri. Güzel bir yol ile ulaşılan tepenin şehre bakan yamacındaki çay bahçelerinde kısa bir dinlenme molası veriyoruz.

Şehit Osman Tepesinde çay keyfimizi tamamladıktan sonra Baksı Müzesine doğru yola çıkıyoruz. Müze Bayburt’tan 35 kilometre uzaklıkta. Yol asfalt ve bakımlı. Yolda çok güzel manzaralar var. Yolun son kısmında Çoruh vadisini takip ediyoruz. Arada kısa resim molaları vererek bir saat kadar yol aldıktan sonra ana yoldan ayrılıp Hüsamettin Hoca’nın çocukluğunda uzak yol seferlerinden dönen Babasının yolunu yukarıdan izlediği köprüyü geçerek dağa tırmanmaya başlıyoruz. 15 – 20 dakikalık bir tırmanma sonrası düzlükte Baksı Müzesi bizi karşılıyor.
Gün batımının güzel renklerini yakalamak için hemen eşyalarımızı odalarımıza bırakıp terasa çıkıyoruz. Rahat koltukların üzerine yayılıyoruz. Çoruh vadisini kuşatan dağlar üzerinden güneşin kırmızıdan, kızıla ve sonra siyah doğru dönüşümünü, başka hiçbir ışık olmayan ortamda izlemek nefesimizi kesiyor, yorgunluklarımızı unutuyoruz, hatta yemeği bile hatırlamıyoruz.
Baksı Müzesinin konaklama bölümünde tüm yemekler yakın köylerden alınan yerel malzemeler kullanılarak, yöreye özgü tariflere uygun pişiriliyor. Güneşin batışını bekleyerek biraz geçikmeli oturduğumuz akşam yemeğinden sonra Hüsamettin Hocamız da bize katılıyor. Doyumsuz bir sohbet çok geç saatlere kadar devam ediyor. Odalarımıza çekilip yol yorgunluğunun da tesiri ile hemen uyuyoruz, temiz hava ve sessiz bir ortamda deliksiz bir uyku çekiyoruz.

17 Eylül 2019 – Pazar
Baksı Müzesi
Bugünkü programımızda Çoruh Nehri kenarında piknik yapmak var. Kahvaltı sırasında Çoruh’a kadar gelip de rafting yapmadan dönmek olmaz diyerek, 6 kişilik bir veteran rafting grubu kuruyoruz. Botu da alıp hep birlikte Köprü başına iniyoruz. Çoruh bu bölgede meyve bahçeleri arasından kıvrılarak son derece sakin bir tempoda akıyor. Yani tam bizim rafting yeteneklerimize uygun bir ortam. Kıyafetleri giyiyor, resim çektiriyor ve kaptanımızın talimatlarına uyarak kürek çekmeye başlıyoruz.
Bir saat kadar süren bu çok keyifli deneyim sonrası grubun geri kalanı ile Çoruh kenarındaki piknik alanında buluşuyoruz. Grubun diğer bölümü ve pişirme olayını üstlenen Baksı ekibi ise gayet dik bir toprak yoldan aşağıya mangal ve yiyecekler ile birlikte gelmişler. Biz gelene kadar düzen kurulmuş olduğundan hemen sofraya oturuyoruz. Baksı ekibinin hazırladığı köfte ve sucuktan oluşan menü ile öğle yemeğimizi doğanın kucağında keyifle yiyoruz.

Yemek sonrası odalarımıza dönüyoruz ve kısa bir dinlenme ile tazelenerek, Hüsamettin Hocanın anlatımıyla Müzeyi gezmeye başlıyoruz. Her bir eserin tarihçesini, oluşumunu, yapan sanatkarın düşüncelerini bize naklediyor. Muhteşem bilgi birikimini büyük bir tevazu ve cömertlikle paylaşıyor. Onun anlatımıyla Müzedeki eserler hiç düşünmediğimiz anlamlar kazanıyor farklı boyutlara taşınıyor.
Müzenin bahçesinde de çeşitli metal heykeller sergileniyor. Bunların içinde iki metal figürden oluşan Hüsamettin Koçan’ın eseri, Gitmek mi Kalmak mı?, biri kırmızı boyalı, diğeri paslı metal gövdeleri ile hemen dikkati çekiyor. Kırmızı figür, gurbetten gelen temiz, pak, mutlu babayı temsil ediyor. Paslı bir metal yığını olan diğeri ise acı, özlem, yorgunluk ile erişilmez gurbete ailesine para göndermek için boynu bükük kalmış aile reisini anlatıyor. Çok etkili bir betimleme.

15 Haziran 2015 – Pazartesi
Baksı’dan Erzurum’a
Gezimizin son gününde, sabah kahvaltısından sonra Hüsamettin Hocamızın rehberliğinde doğduğu Baksı Köyüne gidiyoruz. Geleneksel yapısı bozulmamış bir Türkmen yerleşimin adı olan Baksı Türki dillerde şifacı, bilici anlamındaki Şaman’ın karşılığı. Köyün çıkışında dik yamacı tırmanarak meşhur Huykesen Ağacına gidiyoruz. Herkes, sabah yola çıkarken hazırladığımız rengarenk çaput parçalarını dallara bağlayarak dilek tutuyor. Sonradan takip etmediğimiz için kaçımızın dileği yerine geldi bilemiyoruz.
Tekrar Müzeye dönüp, eşyalarımızı alıyor, Hüsamettin Hocamıza, bize gösterdiği ilgi ve paylaştığı muhteşem bilgiler nedeniyle gönülden teşekkür edip Erzuruma doğru yola çıkıyoruz.
Dönüş yolunda ilk durağımız Aydıntepe Yeraltı şehri. 1998 yılında bir inşaat çalışması sırasında tesadüfen keşfedilen şehir, tüf kayanın oyulması ile oluşturulmuş, yüksek tavanlı geçitler ve çevresinde odalar olan bir yerleşim. Yapım amacı hakkında çeşitli görüşler var. Roma döneminde yapıldığı ancak yakın zamana kadar sert geçen kış şartlarından korunmak için yöre halkı tarafından kullanıldığı söyleniyor. Biz 3 – 4 metrelik merdiven ile inilen şehir içindeki girişten başlayarak, tüm şehri yürüyerek geçiyor ve diğer taraftaki kapıdan çıkıyoruz.
Yolda Kop dağının zirvesindeki Kop Dağı şehitliğini ziyaret ediyoruz. 1916 yılında, Sarıkamış ve Erzurum harpleri sonrası bozulan orduyu takip eden Rus Kuvvetlerini 6 ay durduran bir avuç kahraman için 1963 yılında yapılan anıtta, şehitlerimize rahmet diliyoruz, minnetlerimizi sunuyoruz. Bir önceki gezimizde ziyaret ettiğimiz Mama Hatun Külliyesine ise bu kez vaktimiz yetmiyor. Bir sonraki gezimiz de bir gece daha kalarak bu eksikliği telafi etmeyi düşünüyoruz.

Bir saat sonra Erzurum’dayız. Burada da ilk olarak ’93 Harbinde Nene Hatun’un destan yazdığı Aziziye Tabyasını ziyaret ediyoruz. Ardından yemeğe gidiyoruz. Yemekte Erzurum’un özel lezzeti Çağ Kebabı var. Çağ’ın yöresel lisanda şiş demek olduğunu ve porsiyonların şiş hesabı düzenlendiğini öğreniyoruz. Tabii ki çok güzel bir lezzet. Üzerine pekmezli baklava veya dolma kadayıf yeniyor. Yemek sonrası yediklerimizi hazmetmek için Erzurum’u yürüyerek dolaşmaya başlıyoruz. Yakutiye Medresesi, Çifte Minareli Medrese’yi gezdikten sonra eşlerimizin yoğun isteği üzerine Taşhan’da serbest zaman veriyoruz. Taşhan yörenin meşhur siyah Oltu taşını işleyerek çeşitli ziynet eşyası üreten ve satan dükkanlarla dolu.
Akşam saatlerinde Havalimanına gidiyoruz. Pegasus uçuşu ile İstanbul’a ulaşıp bu güzel gezimizi tamamlıyoruz.
