Planlanan Geziler
Top

Kemaliye Gezisi

Kemaliye Gezisi

Kurtuluş Savaşına yaptıkları yardımlardan sonra Kemaliye ismini alan Eğin, bence Türkiye’nin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri. Biz üç kez farklı dostlarla yöreyi gezdik. Şimdiye kadar her gezimizden mutlu döndüğümüz için dostlarımız memnun kaldılar değil, hayran kaldılar ifadesini kullanacağım. Her üç gezimizde de bizlerle olan ve yöreyi her yönü ile tanımamız sağlayan sevgili dostumuz Kemaliye’nin Turizm Gönüllüsü Şevket Gültekin’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Anılarımızı süsleyen muhteşem resimlerini paylaşan Betül – Murat Özbek ve Aziz Denli dostlarımıza da çok teşekkür ederim.

Kemaliye ve çevresi gezmek için düzenlediğimiz her üç gezide de ufak nüanslar dışında Erzincan’dan başlayan ve Elazığ’da biten dört günlük aynı programı uyguladık. Sabah uçağı ile ulaştığımız Erzincan’da kahvaltımızı, tüm ovaya 1740 metre yükseklikten bakan Ergan Kayak Merkezinin tesislerinde aldık. Kervanların ticaret, orduların yağma için geldikleri Anadolu’ya açılan kapı olarak bilinen sıradağlar arasındaki ovayı bu yükseklikten izlemek gerçekten etkileyiciydi. Kahvaltı sonrası Erzincan’ın mesire yeri, madensuyu kaynağı Ekşisu’ya gittik, bu şifalı suyu hem içtik, hem de şişelerimizi doldurduk. Ardından bir başka mesire yeri, aynı zamanda Alevilerin kutsal Kırklar Mekanının bulunduğu Girlevik’e 15 metre kadar yükseklikteki bir bayırdan 30 metre bir genişliğe yayılarak akan, yeşillikler arsındaki şelaleye giderek, serinledik.

Yolumuzun üzerinde olan Urartu yerleşimi Altıntepe henüz ziyaretçilere açılmadığı için uzaktan görebildik. 2027 sezonuna yetiştirmesi planlanıyor, bir sonraki gezimizde Saray/Kale yapılarından oluşanbu önemli Urartu yerleşimini de görebileceğiz.

Girlevik Şelelesi soluklanmasının ardından Erzincan gezimizi tamamlayıp Kemaliye’ye doğru yola çıktık. 153 kilometrelik yol 3000 metreye ulaşan Mercan Dağlarını aşmayı gerektirdiğinden minibüsle 4 saate yakın sürüyor. Kemah’a gelmeden yolda 1996 yılında bir iç güvenlik harekatı sırasında virajı alamayarak kanyona düşen araçta hayatını kaybeden 14 asker anısına yapılan anıtı ziyaret edip, dua ettik.

Öğle yemeğimizi Kemah Kalesinin altında Çaltı suyunun kenarında bir kır lokantasında aldık. Karşı kıyıda yer alan Melik Gazi Türbesi ve Türbenin dereye doğru olan dik yamacında kayaya oyulmuş Hıreşdagebed Manastırının yemek yediğimiz yerden görünümü çok güzeldi. Yemek sonrası Mengücekoğullarının kurucusu Melik Gazi’nin türbesini gezdik. Batıl inançlara konu olan mumya çok zarar görmüş, türbenin nadide Kâşan çinileri ise çalınmış. Mezarlık bölümündeki beylikler döneminden kalma üzeri işlemeli mermer mezar sandukaları orijinal hallerinde günümüze geldiği için mutlaka görülmesi gereken eserler.

Akşam saatlerinde Kemaliye’nin girişindeki Şirzi Köprüsüne ulaştık. Keban Barajının yapılması ile 80 metre yükselen sular, yüzyıllar boyu üzerinden katır kervanlarının geçtiği, İpek Yolu güzergahının stratejik Şirzi Köprüsünü suların altında bırakmış.  Yerine  bir demir köprü yapılmış. Köprünün 1800’lerdeki resminde Giresun’dan Suriye’ye uzanan yolda her türlü mal taşıyan bir Katır Kervanı görülüyor. Şirzi Köprüsünden şehir merkezine ulaşmak 15 dakika alıyor. Konaklamamızı yapacağımız Yeşil Eğin Oteli tam şehir merkezinde, akşam yemeğimizi de otelde alıyoruz. Bozkurt ailesi üç nesildir lokantacı olduğu için tam esnaf lokantası çeşitliğinde muhteşem bir akşam yemeği yiyoruz.

Bugün Kemaliye isminin alınış öyküsünü anlatan anıttan başlayarak Kemaliye’yi geziyoruz. Çarşı meydanında sonra yol hayli dikleşiyor. Evler arasındaki basamaklı dar sokaklardan Kadıgölünün üstünde yer alan Mani Yoluna kadar tırmandık. Geçtiğimiz sokaklarda yer alan eski evleri seyrederek yokuşun zorluğunu hafifletiyoruz. Çarşının içinden geçerken Şevket Bey, açılınca tezgah olan pratik dükkan kepengi sistemini ve çarşı havuzunda soğuyan karpuzlara ilişkin çocukluk anılarını anlatıyor.

Mani yoluna doğru çıkan yolun üzerinde Değirmen ve Lökhane var. 1800’lü yıllarda Kadıgölünden çıkan suyun gücüyle çalışan ve sayıları yirmiyi bulan değirmenlerden günümüze ulaşan birini gezdik. Kadıgölü aslında dağdan gelen çok kuvvetli debili bir çavlan. Yapımı XVII. yüzyıla tarihlenen Orta Cami’nin yanından çıkıp Karasu’ya doğru akıyor. Değirmeni gezdikten sonra Lökhane’ye giderek Kemaliye’nin özel tadı lök’ü önce tattık, sonra da sipariş verdik. Lök yöredeki kademeli bahçelerde çokca yetişen ceviz ve dutun dövülerek macun haline getirilmesiyle yapılan karışım. Kıtlık zamanlarında yörenin kurtarıcı besini olmuş.

Kemaliye’nin en üstünde yer alan Mani yolu Beldiye’nin çok akıllı bir girişimle 2016 yılında oluşturduğu, Kemaliye’nin geleneksel manilerini seergilendiği tursitik çekim alanı. İstanbul’a çalışmaya gidenlerin geride bıraktıkları eşlerinin, sıkıntılarını anlatmak için önce hasret, ümit, yakarış, ayrılık uzayınca da kızgınlığa, lanetlemeye kadar uzanan bir çizgide seslendirdikleri maniler yol boyunca sıralanmış. Biraz daha yürüyüp yolun sonunda ki kır kahvesinde manzara seyrederek soluklanıyoruz..

Kemaliye sürprizlerle dolu, çok ilgi çekici bir yöre. Öğle yemeğimizi Kemaliye ve Apçağa’ya yukarıdan bakan Kırkgözlerde mangal yaparak alıyoruz. Manzaranın yanısıra bir çok gözeden akan buz gibi bir suyu da var. Yemekten sonra Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesinin eski dekanı, Gerüşle köyünden Prof.Ali Demirsoy’un kurduğu Doğa Müzesini geziyoruz. Çocukluğumuzun meşhur Mohini’siyle iskeletiyle de olsa karşılaşmak hoş anıları aklımıza getiriyor. Günün son etkinliği ise Karanlık kanyon’da motor gezintisi. Talihimize Keban’ın kapakları açılmadığı için su seviyesi Kanyonun sonuna kadar gitmemize izin verecek yükseklikte. Yaban keçilerini ve kuşları görüyoruz. Tekne gezisi sonrası birşeyler içmek için mola verdiğimiz gazinonun yanındaki zipline eşlerimizin ilgisini çekiyor. Karasu üzerinden iki yönlü geçiş yapıyorlar.

Gezimize Ahmet Kutsi Tecer’in “Orda Bir Köy Var Uzakta” şiirine ilham veren Apçağa köyü ile devam ediyoruz. Otantik yapısını koruyarak yenilenen konakları, yöresel ürünleri satan dükkanları, yurdun dört köşesinden aldığı siparişleri yetiştirmekte zorlanan, Eğin Ekmeğini yapan tarihi fırını ile Apaçağa gerçekten görülesi bir yer. Ahmet Kutsi Tecer Kültür Merkezi de sergileri ve temizliği ile dikkat çekiyor. Yolda Toybelen Köyünün Çırban’ının kürek yaktığı tepede yapılan ilginç binayı da görüyoruz. Günün son durağı Karanlık kanyonun başlangıcına kadar tüm vadiye hakim Kayabaşı Kır Kahvesi. Çayı kahvesi var ama manzarası ve Dondurması esas çekim merkezi. Karşı yamaçta önece vadi boyunca giden, sonra Kılıç Gediği geçidine doğru yükselen geçmişte katır kervanlarının kullandığı tarihi yolun izlerini görmek mümkün.

Kemaliye, Arapkir yönünde Dutbeli, Erzincan yönünde ise Savaş Gediği geçidi ile aşılabilen sarp dağlarla çevrili bir vadide konumlanmış bir yerleşim. Moğol istilası ve I. Dünya Savaşında Rus ordularından korumuz olan bu kaplı konum, 2000’li yıllara kadar kış aylarında yerleşimin dünya ile ilişkisini kopmasına da neden olmuş. Katır kervanlarının dağları aşamadığı bu aylarda bölgede kıtlık yaşanmış, gurbetçiler gidip gelememiş.

Karanlık Kanyon boyunca açılacak bir yolun hem kış aylarında kapanmayacağı, ayrıca Giresun’a ulaşmada 230 km. avantaj sağlayacağını gören Kemaliyeliler, 1870 yılında kendi imkanları ile bu soruna çözüm sağlayacağına inandıkları bir yol yapımına başlamışlar. Açılacak yolun toplam uzunluğu 8 km.dir. Ancak Kanyon o günün imkanlarıyla kırılması nerdeyse imkansız yalçın kayalarla örtülüdür. Çok uğraşılır, emek ve para dökülür ama 1983 yılına kadar ancak 900 metrelik yol açılabilir. Bölge halkı pes etmişken devreye 1991 yılında Erzincan Valisi olan Recep Yazıcıoğlu girer. 100 yılda tamamlanamayan yolun 11 yılda tamamlanmasını sağlar. 2002 yılında 8.200 metrelik, 22 adet tünel geçişinin olduğu Taş Yol hizmete açılır. Ancak aynı yıl Karayolları İliç üzerinden gelen yolu tamamladığı için Taş Yol Kemaliye Halkının azmini ve dayanışmasını simgeleyen büyük bir anıt, bütün dünyaca bilinen adrenalin yükselten turistik bir yol olarak kullanılmaya başlar.

Üçüncü günümüzde Taş Yol üzerinden Divriği’ye gidiyoruz. Mengücekoğullarından kalan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifa, Doğan Kuban’ın deyimiyle Müzeye kaldırılarak korunması gereken eşi olmayan bir sanat eseri. Demiryolunun Erzuruma ulaşması için aşılması gereken en zor etap olan Sıvas – Erzincan hattını yapan Nuri Demirağ’ın anılarının sergilendiği Konağı, aynı dönem mimarisindeki bir diğer yapı olan Ayanoğlu Konağı, yörenin el sanatlarını satan dükkanların yoğunlaştığı Hüma Sokağı gezdiğimiz diğer yerler. Çaltı Kanyonunu çok yukarılardan gören seyir terasının yapıldığı tepeye çıkıp, Divriği Kalesini görüyoruz ve Mengücekoğulları Beyliğini sonlandıran Abaka Hanın ordusuyla kanyon boyu ilerleyişini gözümüzde canladırıyruz. Öğle yemeğinde bizim için özel pişirilen yörenin meşhur lezzeti Alatlı Pilav ziyafeti var.

Öğle Yemeği sonrası dönüş yolumuzda üç önemlie- eseri gördük. Kervanların Çaltı çayını aşmak için kullandıkları Kız Köprüsü, ilginç bir kaya formasyonu olan Şeytan Şehri ve yöredeki ilk Türkmen yerleşimi olan Tuğut Köyü. Erzincan’ı Malatya’ya bağlayan kervan yolu üzerinde yer alan Tuğut Köyü XVII yüzyılda zenginleşen yöre tüccarlarının büyük şehirlerde gördükleri konakları kendi köylerinde de yaptırmaları ile oluşmuş. Günümüzde ihmal edilmiş ancak hala etkileyici görünüme sahip bir Alevi Köyü.

İstanbul’a dönüşü uçak saatleri çok uygun olduğu için Elazığ’dan yaptık. Sabah Kemaliye’den yola çıkıyoruz. İlk durağımız Vali Recep Yazıcıoğlu’nun, Karayollarının buraya köprü yapılamaz dediği noktaya dahice bir çözüm bulup kırılmaz iradesiyle uygulayarak inşa ettiği, romanlara , dizilere konu olmuş meşhur Başbağlar Köprüsü. Devamında Deveboynu virajlar ile tırmandığımız 1230 metre yükseklikteki Dutbeli geçidinde yörenin bir iç deniz olduğu dönemlerden kalan fosilleri topladık.

Geçitten sonra ilk durağımız, konferans salonu, ziyaretçiler için yapılmış cami, etnografya müzesi ve tarihi cem evi ile çok aydın bir Alevi Köyü olan Ocak. Hacı Bektaş Veli’nin düşkünleri ıslah etmesi için görevlendirdiği Hıdır Abdal Sultan’ın dergahını kurduğu yerleşim, günümüzde örnek bir köy görünümünde. Köyün kurulduğu dağın eteklerinde ise çok lezzetli ürünleri olan bir pastane var. Dondurması ise bir yiyenin bir daha aldığı özel bir tat.

Bir sonraki durağımız Arapgir. Malatya’dan gelen kervan yolunun önemli bir durağı olan Arapgir, bu dönemden kalan günümüzde de butik otel olarak hizmet veren Millet Han’a ve Taş Köprüye ev sahipliği yapıyor. Şehrin dış çeperinde yer alan Çanakkale Kahramanı Cevat Çobanlı Paşa’nın konağı, yakınlardaki en eski cem evinin olduğu Onar köyü ve Asım Külah’ın 50 yıl boyunca çevre köylerden topladığı etnografik eserleri seergilediği müze evi gördüğümüz diğer önemli yerler. Arapgir yolunda, yörede doğan, Türkiye’nin Türkü Anası olarak ün yapan Zehra Bilir’i anıp, sesinden yöre türkülerini dinliyoruz.

Keban Barajını çıkış suları kenarında kurulu Fırat Lokantasında muhteşem bir öğle yemek yiyoruz. Sonrasında Hazar Gölü yolundaki Eskibağlar Butik Otel ve Şarapevine gidiyoruz. İstanbul’da bir bankanın bilişim yöneticisi olan Fırat Aral, 2002 yılında görevinden istifa edip, aileden kalan bağları eşi ile birlikte ihya etmiş. Üretim tesislerini yanına butik bir otel ve gurme bir lokanta kurarak 2019 yılında işletmeye açmış. Fırat Bey bizi çok sıcak karşılıyor, tesisi geziyoruz, Boğazkere – Öküzgözü kupajı olan şaraplarını tadıyor, taşıyabileceğimiz kadarını alıyoruz. Otel gerçekten çok ince bir zevkle tasarlanmış ve dekore edilmiş. En kısa zamanda burada konaklamak üzere gelmeyi hedefliyoruz.

Akşam saatlerinde Elazığ Havalimanından hareketle İstanbul’a dönüyoruz.

Yorumunuzu Paylaşın

Bu geziyle ilgili anılarınızı ve düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Üyelik veya şifre gerekmez.

E-posta adresiniz ziyaretçilere gösterilmez.


Yorumunuz incelendikten ve onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

You don't have permission to register