Diyarbakır Gezisi
7 – 10 Mayıs 2026
Asur – Tursab 9295
Gezi Kolu olarak Diyarbakır’a üç yıl arayla iki gezi yaptık. Kasım 2023 de gerçekleştirdiğimiz ilk gezimizin ardından, 2026 Mayısında, Çayönü ve Hilat Mağaralarını da ilave ederek programı tekrarladık. Şehre ilk kez gelen, 2015 – 16 çatışmalarının yarattığı olumsuz imajla tedirginlik içinde olan dostlarımız, gördükleri, modern, gelişmiş, güvenli şehir karşısından şaşırdıklarını ifade ettiler.
Büfusu iki milyona yaklaşan şehir, 10 yıl içinde karanlık günlerin ruh halini üzerinden atmış, gelişmiş , güzelleşmiş ve gelceğe ümitle bakar olmuş. Surlar dışında, 75 metre genişiliğinde, ızgara tasarımlı caddeleri, bu caddelerin iki yakasında, Almanya’dan geldiği söylenen mimarlar tarafından çizilmiş yüksek binaları, parkları ile İstanbul’un bir çok yerinden çok daha modern bir şehircilik anlayışına sahip Yeni Diyarbakır kurulmuş. Bitişik nizam da yapılmadığı için hava sirkülasyonuna sahip caddeler boyunca yer alan aprtmanların 200 + metrekare olduğu söyleniyor.
Düşük kur uygulaması ile sıkıntıya düşen tekstil işletmelerinin Mısır’a kaçmaları yerel ekonomiyi hayli etkilmiş. Ancak 2015 – 16 çatışmaları sonrasında sağlanan asayiş ortamının canlandırdığı turizm ve tarım, devlet tarafından bölgeye yapılan yardımlar, yatırımlarla bölge hayatiyetini sürdürmekte. Amedspor’un Süper Lige çıkması, Batman Petrol Spor’un da 1. Lige yükselmesi bölge de büyük bir sevinç ile kutlanıyor, bölgenin ismini duyurma aracı olarak görülüyor. Son gün yakından izlediğimiz kutlamalarda tüm şehir sokaklarda sevinç gösterileri yapıyordu. Bu enerjinin doğru yöne kanalize olmasını diliyoruz.
Hancı Et – Diyarbakır Mutfağı
Sabah erken uçağı yerine bu kez bir gün önceden gidip dinlenmiş olarak gezmeyi tercih ettik. Alanda bizi gezimizin operasyonunu çok başarılı bir şekilde üstlenen Asur Turzim’in (Tursab 6629) sahibi Doğan Şan dostumuz karşıladı. İlişkileri sayesinde en güzel lokantalarda özel ilgi gördük, ören yerlerini kazı ekiplerinin rehberliğinde gezdik, yörenin özel bilgilerini bizimle paylaşan değerli kişilerle tanıştık.
İlk akşam Hancı Et’te Diyarbakır Mutfağının nerdeyse tüm lezzetlerini peşpeşe deneyimlediğimizi bir tadım menüsü aldık. Mardan Aşı, Ayvalı Kavurma,Kaburga Dolması, Ciğer, Kuru dolma Kenger Pane, Bumbar, Bulgurlu Ekmek, Sirimli Ekmek, Etli Ekmek, İçli Köfte, adı aklımda, tadı damağımda kalanlar. Soğuk mezeleri saymıyorum. Yemekten sonra Hancı Et’in yaratıcısı Şeyhmus Doğan ile kahve ve reyhan şerbeti eşliğinde doyumsuz bir sohbet yaptık. Ufak bir dükkandan başlayarak, günümüzde İstanbul’da şubeleri olan büyük bir gastronomi merkezine dönüşümünü kendi ağzından dinlemek en az yemekler kadar lezzetli bir deneyimdi.

Diyarbakır – Sur İçi
İkinci gün gezimize Diyarbakır’ın kökü Artuklular’a dayanan su sistemini inceleyerek başladık. Sur içinde, Anzele suyunun çocukların yüzme havuzuna dönüşen kaynağından başlayıp, Arkeoloji Müzesine dönüştürülen İç Kaledeki Arslanlı çeşmeye kadar uzanan bir gezi yaptık.
Nisan – Haziran arası henüz sıcakların tahammülsüz seviyesine ulaşmadığı aylar Diyarbakır’ın en tepe turistik mevsimi. Sokaklar çok kalabalık. Biz, turistik cazibe merkezinin dışında kalan Anzele suyunun sakin ortamından aracımızla, şehir merkezine gidiyoruz. Rotamızda, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Dört Ayaklı Minare, Ulu Cami ve Hasan Paşa Hanı var. Surp Giragos Ermeni Kilisesinin bulunduğu eski adıyla Gavur Mahallesi, günümüzde çok şık kafeler ve mağazalarla dolu gezinti sokağına dönmüş.
Gezimize Artuklu Sarayı kalıntılarının olduğu Amida höyüğün hemen yanında İç Kale içinde yer alan İç kale Müze Kompleksini gezerek devam ediyoruz. Kompleks içinde, Arkeoloji müzesi, Atatürk Müzesi, St. George Kilisesi, Eski Cezaevi Binası ve İdari binalar yer alıyor. 1888 – 1891 yıllarında inşa edilmiş eski Hükümet Konağında sergilenen Çayönü ve Zerzevan Kalesi kazıları buluntuları gerçekten etkileyici. 1890 yılında II. Abdülhamit tarafından cezaevine dönüştürülen Müze deposu ise 1203 yıllarına, Artuklular tarafından kervansaray olarak inşa edilmiş. IV. yüzyılda Roma döneminde inşa edilen Saint George (Kara Papaz) Kilisesi ise çok görkemli bir yapı. Artuklu döneminde giriş bölümüne ilaveler yapılarak hamama dönüştürülmüş. Uzun yıllar metruk kalan kilise restore edilerek sergi binası olarak kullanılıyor.

İç kale surlarının tam ucunda yer alan yapının dışarı bakan pencerelerinden Hevsel Bahçeleri, Dicle görülüyor. Çok sayıda değerli eserin sergilendiği salonları gezdikten sonra Müzenin sur duvarları üzerinde bir terasa sahip kafeteryasında çay vekahve molası vererek dinleniyoruz. Servis yapan görevliler, son derece nazik ve aynı zamanda bilgili, terastan görüğümüz yerler hakkında bilgi alıyoruz.

Diyarbakır’ın ana caddesi üzerindeki Yanık Çarşı, 1895 yılında geçirdiği yangın felaketinden dolayı halk arasında bu adla anılır olmuş. Çarşı Dağ Kapı ile Mardin kapı arasında uzanan Gazi Caddesinin tam orta noktasında yer alıyor. İçinde giyim eşyası, gıda maddeleri, ikinci el giysiler, bakırcılar, hediyelik eşyalar gibi çok geniş bir yelpazede ürün satan dükkanlar var. Benzer dükkanlar Gazi Caddesi üzerinde de yer alıyor. Cadde üzerinde Hasan Paşa Hanı, Sülüklü Han ve Kervansaray Oteli ise yorulunca çay, kahve ve reyhan şerbeti içerek dinlenmek için vaha serinliğinde mekanlar. Biz Kervansaray otelin ağaçlar ile bezeli geniş iç acvlusunu dinlenmek için seçtik. Gürültülü, kalabalık ve sıcak caddelerden sonra gerçek anlamda huzurlu, serin ve sakin bir vaha deneyimi yaşadık. Ayrılmak istemedik. Otel olarak işletmek üzere kiralanan eski Kervansaray’ın konaklama bölümü henüz bizim konfor arayışımıza uygun düzenlenmediği için şehrin tam merkezindeki bu yapıyı kullanamadık, inşallah bir sonraki sefere yetiştirirsiniz sohbeti yaparak ayrıldık.
Günün son etkinlikleri, Cemil Paşa Konağı ve ardından Dengbej evinde Klam dinlemek. İlk Kürt moda tasrımcı olarka anılan Şermin Hanımın dillere destan gelinliğinin sergilendiği Cemil Paşa Konağı, Cumhuriyet öncesi Güney Doğu bölgesindeki Mirlerin yaşamının ihrişamını çok güzel anlatıyor. Sonrasında Diyarbakır Belelditesi tarafından yerel kültürün canlandırılması amacıyla oluşturulan Dengbej Evindeki, kadrolu Dengbejlerin suunumlarını izlemeye gidiyoruz. Ses ustalığı ile Kürt edebiyatının eserlerini, kahramanlık, aşk öykülerini anlatıyorlar. Çok akıcı melodik bir anlatım. Ancak Kürtçe olduğu için konuyu yakalayamıyoruz. Biraz dinledikten sonra Zerzervan Han’a gidip çaya, kahve ve reyhan şerbeti molası veriyoruz.

Akşam yemeğimizde Mara’nın Rum meyhanesinde eski usul bir içki sohbeti yapıyoruz. Bize özel bir salon açıyorlar, çeşitli mezeler eşliğinde gerçek Süryani Şarapları tadıyoruz. Servis ilgili, yemekler lezzetli, keyifli bir akşam yaşayıp günün yorgunluğunu atıyoruz. Sevgili Ninet dostumuzun yaş gününü kutluyor, özel sipaiş pastayı nice yaşlara dileklerimizle kesiyoruz.
Silvan, Malabadi, Zerzevan
Gezimizin ikinci günüde Diyarbakır’ın doğu tarafında geniş bir daire üzerinde Silvan, Malabadi Köprüsü, Battman ve Zerzevan kalesi gezileri yapıyoruz.
Atatürk’ün 1916 yılında XIV. kolordu komutanılığı sırasında Rus ilerlemesini durdurup, Muş’u ve Bitlis’i işgalden kurtardığı dönemde konakladığı Silvan, Ermeni Kralı büyük Tigran’ın (MÖ 95 – Mö 55) kurduğu bir kent. Sonrasında, Süryaniler, Roma ve Bizans hakimiyetine geçmiş. 639 yılında Hz. Ömer döneminde islam orduları tarafından alınan Silvan, takip eden 600 yıl boyunca bölgenin kültür ve bilim merkezi olmuş. Meyyefarkin adıyla Mervanilere (984 – 1085) başkentlik yapmış. 1259 yılında Moğol istilasında tahrip edilince bu parlak dönem sona ermiş ve bir daha da ulaşılamamış.
Silvan’da Ulu cami dışında eski dönemlerden kalan tüm eserler Moğol istilası sırasında tahrip edilmiş. Yerleşimin plansız gelişmesi nedeniyle arka yüzde kalan Ulu Caminin ana girişi cadde tarafına aktarılınca da camiye minberin yanından girilen garip bir mimari ortaya çıkmış. Caminin ana binasından ayrı inşa edilen dört köşe minare ve mihrabın önü kubbesinin büyütülerek merkezi bir mekana dönüştürülmesi yapının özellikleri. Arka tarafta kalan gerçek ön yüz de ise usta işi taş süslemeler ve yıkılmış ilave binadan çatıya uzanan merdivenler görülüyor.
Silvan ‘da yerel bir basın mensubu ve kitap yazarı Adnan Ateş bizi karşılıyor ve yetiştiği şehri gezdiriyor. Silvan’da XVIII. yüzyılda yapılmış, ayan konaklarından bir bölümü günümüze kadar ayakta kalmış. Atatürk’ün konakladığı 1902 -03 yıllarında Hazro Beyi Hatip Budak tarafından yaptırılmış konak 1992 yılında kamulaştırılarak müzeye dönüştürülmüş. Yatağı, çalışma masası ve yazışmalarından örnekler sergileniyor. Yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde yer alan ve ikinci katına dar merdivenlerle ulaşılan yapı, dönemin güvenlik anlayışına çok uygun, korunaklı mimaride.

Konaklar gezimizi, günümüzde Gazi İlkokulu olarak kullanılan Bedri Bey konağını dışarıdan görüp, ardından kısmen restore edilerek kafe olarak işletilen Ali Ağa Konağında dinlenme molası vererek tamamlıyoruz. Molamızda, Malabadi Köprüsünü sahiplenmiş bir yöre insanının, eğlenceli ve hareketli anlatımını ardından yöre aksanıyla dile getirdiği şarkısı keyifle dinliyoruz.
Silvan’dan ayrılıyoruz ve kısa bir yolculukla (25 km.) Artuklu yol mimarisinin şaheseri 1147 yılında yapılmış Malabadi Köprüsüne ulaşıyoruz. Üç yıl önceki gelişimizden bu yana çevre düzenlemesi tamamlanmış ve her iki yakasında da kafeler açılmış. Hafta sonu olması nedeniyle de turistlerin yanısıra yöre halkı da piknik yapmak için gelmişler. Her yer çok kalabalık. Köprünün Silvan tarafından Batman tarafına yürüyerek geçiyoruz, Diyarbakır ve Batman illeri arasında paylaşılamayan köprünün açıklığı 40.86 metre olan sahip kemerinin içine Ayasofyanın kubbesinin gireceği iddia ediliyor. Bu kış etkiliolan yağışlar nedeniyle köprünün hemen yanı başındaki Batman Barajının yeterli su tutmayı başarıdğını, yeniden elektrik üretimine geçtiğini öğreniyoruz.

Öğle yemeğimizi Batman’da Çömçe’de alıyoruz. Burası da son gelişimizden bu yana kendini yenilemiş, salonlarını büyütmüş, çok güzel bir lokantaya dönüşmüş. Servis çok süratli ve garsonlar son dewrece ilgili, profesyonel. Bizimle ilgilenen garson ile yaptığımız sohbetten, yörenin petrol ve ticaret nedeniyle son bir kaç yılda çok geliştiğini, yaşam şartlarının iyileştiğini, Suriye ile ücret farkının kalmadığını, o nedenle bir çok arkadaşı gibi yurt dışından geri döndüğünü, hayatından memnun olduğunu öğreniyoruz.
Yemek sonrası Zerzevan yönünde doğru ilerlerlerken, Batman Barajı için sevinçle karşıladığımız yağışların, bu yörede sel felaketine dönüştüğünü ve yolun kapanmasına neden olduğunu öğreniyoruz. Karayolları yolun başında herhangi bir uyarı yapmadığı için yolun kapalı olduğunu 10 kilometre yol yaptıktan sonra öğreniyoruz. Geri dönüp diğer yola girmemiz bize bir saatten fazla zaman kaybettiriyor.
Akşam saatlerinde gecikmeli olarak Zerzevan Kalesine ulaşıyoruz. Günler uzamaya başladığı için gecikmemiz Kaleyi gezme açısından sorun olmuyor. Son yılarda artan ilgi ve ziyaretçi sayısı doğrultusunda, ören yerine ulaşan yollar düzeltilmiş, ziyaretçileri karşılamak için bir merkez bina yapımına başlanmış ve yeni kazılar yapılmış. Bir çift çarığa satılan Vaftiz kovası, Mithranium, kalenin altından karşı vadiye uzanana gizli geçit ve benzeri bilgileri alıp geziyoruz. Ören yeri çok dik yokuşlu bir tepe üzerinde konumlandığı için kale gezisi sonrası bazı arkadaşlar otubüste oturup dinlenmeyi tercih ediyorlar.
Akşam yemeğimi ve Bedri Ayseli dinletisi için yer ayırttığımız Location’a (Anemon Otel) gitmeden otele uğrayıp üstümüzü değişmek ve tazelenmek için zaman kalmıyor. Doğprudan gidiyoruz. Yemek ve müzik muhteşem. Önce gruptan sonra da Bedri Ayseli’den yöre türkülerini dinliyoruz. Geçen gelişimizden belki de daha güzel bir konser.

Çayönü ve Hilar Mağaraları
Gezimizin son gününde bölgenin Neolitik Dönem kazılarının başlangıç noktası olan Çayönü ören yerine gidiyoruz. Hemen yanında da Hilar Mağaraları var. Kahvaltı sonrası bir saatlik bir yolculukla <Ergani’ye oradan da 6 km. ötedeki Çayönü ören yerine gidiyoruz. Pazar günü olduğu için Hilar Mağaralarının yanında geçen çay boyunca çok sayıda araç ve piknik yapan aileler var. Biz önce Çayönü ören yerine gidip, 1964 yılında yapılan kazılarda bulunan ama anomali olarak nitelendirilen kült alanını, kemiklerin ayrıştırılarak saklandığı odacıkları, kafataslarının bulunduğu odayı görüyoruz. Ören yerini kazının başladığı 1963 yılında bu yana burada çalışan Abbas Amca’nın anlatımıyla geziyoruz. Her taşı, her köşeyi bilen Abbas amca kazı ekibine giriş hikayesini de anlatıyor. İlk başvuruda Prof Braidwood tarafından boyu kısa diye işe alınmamasını kabullenemeyen Abbas Amca, gece bulduğu gazeteleri kıvırarak ayakkabısının içine doldurarak boyunu bir kaç santim uzartmayı başarmış. Ertesi günde kazı alanına giderek bu gece ben çok yemek yedim, uzadım bak ölç diyerek yeniden başvurmuş ve boy sınırını geçerek işe başlamış. 60 yıldan bu yana da kazı ekibinde yerini korumuş.
10.000 – 12.000 yıl öncesinde yaşanan bir ortamda bulunmak, o dönem insanlarının ölülerini gömdükleri, ardından yas tuttukları mekanları görmek, sel baskınlarından korunmak için inşa ettikleri ızgara tabanlı ev mimarisini nasıl bulduklarını düşünmek gerçekten çok etkileyici. Neolitik devrim sürecinde avcı-toplayıcı toplulukları, varsaydığımızdan çok daha zeki ve birlikte çalışma kültürüne sahip olduklarını bıraktıkları izlerden anlayabiliyoruz.

Çayın diğer tarafındaki Hilar Mağaraları ise çok geniş bir alana yayılmış bir kompleks. Çok küçük bir kısmı kazı alanı olarak ilan edilip koruma altına alınmış. Kiliseler, işlikler, barınaklar olan büyük bir bölüm ise korumasız, piknik yapanların ve define avcılarının insafına terk edilmiş. Bizim gezdiğimiz alan ürgüp benzeri yerleşimler ve girişleri güvenle örten yuvarlak taştan kapılar var.

Gezimizin son gün yemeğini Diyarbakır’a dönerek Ciğerci İbo’da yiyoruz. Çeşit az ama ciğer ve şiş olağanüstü güzel. Yemek sonrasında Ongözlü Köprü ve Kırklar Dağı‘na doğru yola çıkıyoruz. Burası da pazar günü nedeniyle çok kalabalık. Geçen gezimiz de gördüğümüz davul zurna eşliğinde halay çekenler yine var. Bunlara bir de Amedspor’un Süper Lige çıkışını kutlayanlar eklenmiş. Çok neşeli, çoşkulu, ererjik bir topluluk var. Gençler çoğunlukta. Köprünün hemen altında Dicle’nin iki yakasında çok sayıda kafe var, bunlarda dolu. Şansımıza hava çok güzel ve dumansız, Köprüde resim çektirirken arka planda Diyarbakır surları çok net görünüyor.
Sonrasında yine şehre dönüp serbest zaman veriyoruz. Bakırcılar Çarşısı ve Gazi Caddesi üzerindeki dükkanlardan türlü çeşitli hediyeli eşya, anı ve baharat alıyoruz. Caddenin sonundaki Kervansaray Otel’İn avlusunda oturup dileniyor ve uçak saatimizi bekliyoruz. Uçağa giderken , havalaına yakın bir yerde yol üstündeki, Diyarbakır’ın meşhur tatlıcısı Şeyhmus Alto’da kısa bir mola verip tatlılarımızı alıyor, ardından İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz.
Gezginlerden Paylaşımlar
“Ufuk başkanıma bu güzel gezi organizasyonu için çok teşekkür ederim . Bir dahaki gezilerde hepberaber olmak dileğiyle…”
Aygül Y
Yorum yapmak ister misiniz?
Değerli fikirlerinizi paylaşmak için lütfen giriş yapın veya üye olun. Onaylanan yorumları herkes görebilir.
Giriş Yap / Üye Ol